Esra Yazıcı – Thai Masaj / Chi Gong

"The practise of the DHARMA is meant to mitigate the outcome of our karmic actions and prevent any further pollution…"

Merkezimizi bulmak için gene kalktık Bali’ye gittik…

Kış boyunca Thai Masaj ve Medikal Çigong kursları için   metroyla, metrobüsle, trenle, uçakla semtten semte, şehirden şehire koştururken beni motive eden,  önümde sallanan bir havuç vardı. Okulumuzun Nisan ayında Bali’de gerçekleşecek Çigong kampı. Hayatın öğretmenlik kısmı benim için dışa dönüş, verme ve sorumluluksa; öğrencilik kısmı da kendine dönüş, beslenme ve eğlence demek.

Haftalar öncesinden valizimi hazırladım. Hocamın eşi Pi O geçen sefer götürdüğüm kuru kayısıları çok sevmişti, 2 kilo aldım. Çigong kampından önce jetlegimi atlatmak için kendime 3 gün hediye ettim ve hem okulumuz olan tapınağa hem de en sevdiğim kumsal Jimbaran’a yakın bir otel bulup yer ayırttım. Bütün sene çalışmış, ev ödevlerimi yapmıştım. Öğretmeye iznim olan formun dışındaki formları da bol bol çalışmış, kendimce farklı seviyelere çıkarmıştım. Biran önce gidip gelişmeleri hocama göstermek için can atıyordum. O 3 gün tatili de haketmiştim.

Bali malum hayli uzak. Doha havaalanında sabahlamalı, 24 saati geçen uzun bir yolculukla Jimbaran’daki otelime pestilim çıkmış halde, geceyarısı bir saatte ulaştım. Hay aksiydi ki, hocama ne kadar ilerlediğimi göstermek isterken ben , yolculuk belimi yamultmuş, hafiften topallamaya bile başlamıştım. Üstüne bir de yumurtalık sancısı eklenmişti. Moralimi bozmamaya çalıştım.

Kamptan önce kumsalda 3 gün tatil ilaç gibi geldi. Bodrum’lu arkadaşım Zeynep ve O’nun kuzeni,  benim  de öğrencim olan Hazal 1 gün sonra otelde bana katıldılar. Gelmeden kalacağım oteli grubumuzdan arkadaşlarla paylaşmıştım. Fransız arkadaşımız Catherine de gelince, daha kamp başlamadan tatlı sıcak bir aile olmuştuk bile. Kumsalda yol yorgunluğunu atıp, akşamları güneş batımına karşı deniz mahsüllü balık ziyafetleri çekerek kendimizi şımarttık. Belim dinlenince rahatlamış ama hala buradayım diyordu. Egzersizlere başlayınca geçer diye düşündüm.

Zeynep’le ben inziva konusunda geçen seneden hayli tecrübeliyiz. Tapınağın hemen dibinde, içinde 2 yer yatağı ve banyo dışında hiçbirşey olmayan, normalde Budist rahiplerin kaldığı odalarda ikişer üçer kişi kalacağımızı biliyoruz. Böyle bir ortamda daha önce hiç bulunmamış olan küçüğümüz Hazal’a durumu üstüne basa basa anlattık, o da bizi yapışık yaşadığı telefonundan kafasını 1 sn için kaldırmak suretiyle onayladı. Pazar günü kendisini adanın en  havalı yeri  olan Seminyak’a götürerek medeniyetle son birkez daha haşır neşir olmasını sağladık. İyi oldu ben de ayak masajı yaptırdım. Egzersizlere de bir başlayalım, belimin ağrısı geçecek biliyorum.

Pazar akşamı son frappelerimizi içmiş olarak kendimizi kampa teslim ettik. Hocamız bizi güler yüzle karşıladı, sanki daha dün berabermişiz gibi geldi bana. Hazal’ın şansı mıydı neydi bilmiyorum, biz Türk ekibine büyük bir kıyak geçti. Bu sene sayı biraz daha fazla olunca, tapınağa 5 dakika araba mesafesinde villalar kiralanmış, cüzzi bir karşılıkla üçümüzün orada kalabileceğini söyledi.  Hazal o kadar anlattığımız o yer yataklı odaları görmedi bile. Havuzlu, teraslı villamıza yerleştik; Hazal terastaki koltuğa uzanmış gayet doğal bir şekilde Instagram’daki hayatına devam ederken  Zeynep’le ben inanamayan gözlerle birbirimize bakıyorduk.

Yanımızdaki villada Hollanda’lı Eliza ve Pakistan’lı Shazia ,  karşımızdaki büyük villada da Hocamız ve ailesi kaldılar.Bir araba kiralandı ve okul günleri başladı. Sabah 6’da kalkış, 7:25’de Eliza’nın araba kilidini açan bipbip sesiyle fırlayış, 7:35’de tapınakta çoktan meditasyona oturmuş arkadaşların yanına sessizce yerleşip güçlü ve huzurlu bir dalganın içine kendini bırakış…Oh işte bütün sene hayalini kurduğum yerdeyim. Bence herşey çok güzel olacak.

İlk gün yumuşak ve yavaş başladı herşey. 20 kişilik grupta ilk defa tanıştığım sadece 2 kişi vardı. Yıllardır birlikte çalıştığım, geliştiğim ikinci aileme kavuşmuş gibiydim. Aradan bir sene geçmiş, herkes değişmiş ilerlemişti.İlk başladığı günlerini bildiğim, Chiang Mai’de yaşayan  Koreli arkadaşımız SayGin artık hocamızın öğretmen asistanlarından biri olmuş, hocalık ona ve bedenine çok yakışmıştı. Geçen sene 3 ayı birlikte geçirdiğim ve kızım gibi sevdiğim Ashley nasıl da güçlenmiş, postürü nasıl değişmiş. Geçen sene isim takmıştık, herkes hala “Küçük Ninja” diye çağırıyor onu😊 İlk gün herkes sarmaş dolaş hasret giderdi, Hocamızın eşinin 5 element ilkelerine uygun pişirdiği sağlıklı yemekleri yiyip sohpetler ettik. Hazal’ı da attık grubun ortasına, serbest bıraktık. Öyle güzel uyum sağladı ki hem insanlara hem egzersizlere gurur duydum doğrusu. Egzersizlerimizi yaptık ama hocamız bizi çok zorlamadı. Öğrencilerin bir kısmı zaten yıl boyunca Chiang Mai’de yanında, neredeyse hergün görüyor onları. Bizim gibiler ise yılda bir yada iki kez ortaya çıkıyoruz. X rey den geçer gibi bir kontrolden geçirildik bence o ilk gün. Zayıflıklarımız, gereksiz özgüven ve gereksiz güvensizliklerimiz eminim iyot gibi ortaya çıktı. Benim en büyük niyetim ne kadar da iyi bir eğitmen olduğumu hocama göstermek. Belim ağrıyor hala ama yarın öbür gün geçer nasılsa.

Sohpet ve alışık olduğumuz egzersizlerle geçen yumuşak bir ilk günün ardından Pi O ‘nun güzel yemeklerini yemiş, akşam meditasyonu için tapınakta toplanmıştık. Ellerimizi göbeğimizin altına yerleştirip yavaş yavaş yürümeye başladık.  Yıl içersinde yürüyüşüm de çok değişmişti, bunu da göstermek istiyordum doğrusu. Hocamız daha sonra katıldı aramıza ve bizimle yürümeye başladı. Yürüyüşe liderlik ederek grubu bir çembere dönüştürdü. Dönmeye başladık birbirimizin adımlarını takip ederek. Herkesin önündekine ayak uydurması ve mesafeyi koruması gereken bir yürüyüş bu, en önde hocamız var. Yürüyüş gittikçe hızlanmaya başladı, hızlandı, hızlandı, hızlandı….Hocamızın gür sesi duyuldu “Eric’in arkasında kim var?”. Ben vardım!  Hız arttıkça Eric’le aramızdaki mesafe gittikçe açılmıştı çünkü hızlı yürüyüş zaten tutuk olan belimi daha beter etmiş, bacağım adım atmaz olmuştu. “Ah sorry sorry Esra!” diyerek beni bir sandalyeye oturttu ve onlar yürüyüşlerine devam ettiler…

Ertesi sabah kötürüm gibi iki büklüm kalktım yataktan. Hayaller ve gerçekler…

Gerçekten sinirim bozulmuştu. Adet dönemi öncesi yükselen tansiyonumun da etkisiyle 2. günün akşamında tuvaletlerin olduğu barakada büyük bir ağlama krizi yaşadım. Hocamızın asistanı Seycin hissedip peşimden gelmiş. Ben gözlerimden fıskiye gibi fışkıran gözyaşlarıyla “Böyle şanssızlık olur mu be Seycin’im, 2 hafta eğitime geldim onda da belim tutuldu” tarzı şeyler gevelerken, O da bana sarılıp “Ama tatlım biliyorsun hep böyle olur bu işler, hepimizi zorluyor hoca bu kamplarda” diyerek kendinden birkaç örnek anlattı. Seycin’in dozunda yakınlığı ve basınçlı ağlamak çok iyi geldi. Suratım morarmış ve şişmiş olarak yanlarına gittiğim can yoldaşlarım Zeynep ve Hazal da türlü şaka ve şebekliklerle yüzümü güldürdüler. İyi ki  dostlarımız var ve  iyi ki bu kadar akıllı ve tatlılar…

Evet birinci dersimi almıştım. Burası yan gelip yatma, bakın ben nasıl olmuşum diye hava atma yeri değildi. Zayıflıklarımı görmeli, onları kabul etmeli ve doğru yöne doğru öğrenip anlamaya devam etmeliydim. Mızmızlanmayı kestim ve odaklandım. Günler günleri kovaladı. Birsürü formu defalarca tekrarladık. Hocamız herbirimizle kişisine göre değişen  bağlarını kurdu ve o bağlarla orkestra şefi gibi yönetti hepimizi 2 hafta boyunca. Tüm gruba konuşuyormuş gibi görünürken, o gözünün küçücük bir kayışında aslında hemen anlıyorduk mesajın hangimize verildiğini.  Bu sefer biraz daha teslim olup kendimizi açtığımız için herbirimizin içine üzerinde çalışacağımız yeni toğumlar ekti. Formların içinde doğru postürü yakalayıp daha akışkan hareket etmeye başladıkça, motion/hareket/momentum kavramları başka türlü bir anlam kazandı. Ben harekete teslim oldukça belim de açıldı, yürüyüşüm normale döndü. Ağrı arada sola, arada sağa kayıyor ama hareketimi engellemiyordu artık. Bir de birkez daha net bir şekilde anladım ki, çok uzun bir yolculuk bu. Hareketlerin içinde bize gösterilen hedefe doğru ilerliyorduk evet, hah tam aferin oldu dedikleri noktada şimdi bu geldiğin yeri kullanarak şöyle bir hedefe doğru ilerlemen gerek deniyordu…Eve üzerinde çalışacağımız yeni hedeflerle dönüyoruz her seferinde.

Hocamızın daha önce pek yapmadığı kişisel analizleri oldu bu sefer. Formun içersindeki bedensel tavrımızın kişiliğimiz üzerindeki yansımalarını görmemizi sağladı birkaç cümleyle. O birkaç cümle çekiçle vurulmuş gibi kazındı kafalarımıza. Mesela ben farkettim ki öndeki elimi/kolumu hep biraz daha fazla itiyor, geride kalan kolumu çekmeyi ihmal ederek tam denge noktasına gelemiyorum. Vücudumu daha rahat bıraktığım ve o bilgiye hazır olduğum bir noktada hoca arkadaki kolumu çekerek bunu anlamamı sağladı. Ve gözlerimin içine bakıp; “Esra you know what? You push and push and push…” (Esra sorun ne biliyor musun, hep itiyorsun hep zorluyorsun…) . Döndüm, hala bu cümleyle uğraşıyorum.

Bir başka arkadaşımıza ise sık sık aynı soruyu sordu formun içersinde bir şeyleri düzeltirken, “ What is your intention?” “Hedefini/Niyetini belli et!”  . Eminim O da bu cümleyle uğraşıyor.

Akşam Zeynep’le ve Hazal’la yorgun bedenlerimizi yatağa zor atarak, ogün olanları konuşarak uykuya daldık hep. Kampa katılan herkes benim gibi kendine düşen zorluklarla yüzleşti. Kimisinin dizi sakatlandı, kimisi grip oldu, Kimisi ateşlendi, Kimisinin migreni tuttu, Kimisinin boynu tutuldu, Herkes sırayla ağladı. Hocamız bile annesini kıramayıp bir parça tavuk yediği için ishal oldu. Kendisinin beni de işaret eden bir konuşmasında belirttiği gibi; Yaşadığımız bu dünya boyutunda acıdan ve sıkıntıdan kaçış yada kurtulma diye bir şey yok. Hoca olmak demek dünya üstü güçlere sahip olmak demek de değil. Sıkıntı ve ızdırap hep gelecek. Önemli olan o sıkıntı ve ızdırabın içinde dengede durabilecek kuvvetli bir merkeze sahip miyiz? Bedensel ve zihinsel olarak bulmaya ve güçlendirmeye çalıştığımız o merkez yok mu o merkez, işte herşey onda düğümleniyor…İstanbul’a döndüm. Hocamın sesi hala kulaklarımda “Fiiiind your center.” (Merkezini bul!)

Yorum bırakın »

“Thai Masaj”dan “Medikal Chi Gong”a

IMG_7465.JPGTHAI MASAJ
——————-
Neden sürekli Tayland’a gelip, aylarca kalıyorum? Dünyada gidilebilecek bir sürü cennet köşe dururken ben aylarımı, ayları üst üste koyarsan belki yıllarımı neden bu küçük, vızır vızır, gürültülü, havası boğucu, kargacık burgacık Chiang Mai’de geçiriyorum?

2002 yılından beri sürüyor ve sürekli güçleniyor bu küçük tropik şehirle bağım . İlk yıllarda Thai masaj merakıydı beni ikide bir buralara uçuran. Thai masaj’la birlikte bütün hayatım, vizyonum değişti. Ben Chiang Mai’ye geliyor, bütün dünyayla burada buluşuyordum. Başka bir yere gitmeme gerek yoktu. Çok güzel, köklü arkadaşlıklar kurdum; o arkadaşlıklar beni taa bu günlere taşıdı. Harika hocalarla çalıştım, ama aslında bağlı ve sadık kaldığım, izinden gittiğim tek bir hocam oldu.

Masaj yapmayı hep sevdim, meditasyonum oldu. Beni dönüp duran dünya kargaşasından koparıp içime döndüren, sessiz sessiz çalışmama izin veren bir güzel alan açtı. Yıllara yayılan harika müşteriler,dostluklar soktu hayatıma. Arkasından kendi öğrencilerim oldu, öğrettikçe daha da çok öğrendiğimi gördüm; öğrencilerimle birlikte hayatımda yeni bir dostluk ve paylaşım alanı daha oluştu.

Ben öyle çocukluktan beri sporla haşır neşir, yada doğuştan atletik bir insan olmadım hiçbir zaman. Hatta tam tersi diyebiliriz. Ortaokulda, lisede herkes kasaların üzerinden fıldır fıldır taklalar atarken ben hep kaytarmanın yollarını arardım. Tembellikten değil, beceremezdim gerçekten de. Dengeyle ilgili bir sorunum vardı, bisiklete binmeyi de beceremem ben. Yıllar içersinde yürümeyle ilgili sorunlarım oluşunca ortaya çıktı ki, kalçamın sağ tarafında doğuştan gelen ve tüm dengemi altüst eden bir şekil bozukluğu var. Bel ve bacak ağrıları hayatımın bir parçası olmaya başlarken, tesadüfler beni Hindistan’a, Tayland’a taşımaya başladı. 2000’li yılların başındayız, ve alternatif akımlarla yeni yeni tanışıyoruz.Ağrılara çare ararken hayatıma giren masaj, zamanla hayatımı da şekillendirdi.

Evet, masaj yapmayı hep sevdim. En çok da, bana güvenip kendini tamamen bırakan, birlikte sevgi şevkat alanında gevşeyerek, farklı bir zihin seviyesi yakalayabildiğimiz partnerlerimle çalışırken sevdim. “Hah, orası orası bastır oraya” diyenlerle beden seviyesinde kaldık, ordan ileri gidemedik 🙂 İşini ciddiye alan, tecrübeli ve hassas bir terapistin seans üzerindeki etkisi şüphe götürmez. Gel gör ki her bir terapi karşılıklı etkileşime göre şekillenir. Çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra anladım ki, eğer fiziksel yada zihinsel bir gevşeme gerçekleşiyorsa bu genellikle partnerim buna hazırsa veya izin verirse gerçekleşiyor. Ben ancak ona tecrübemle, yumuşaklığımla güvenli bir alan açabilirim; o da bu alanı nasıl kullanacağına kendi karar verir. Bazısı o alana şöyle bir girer, bakar; ortam fazla sessizdir ve bu ona iyi gelmez, hemen çıkar sohpet etmeye başlar. Kimisi çok yorgundur gözünü kapar kapamaz uyur, “yaaaaa hiçbir şey hatırlamıyorum” diye hayıflanır masajın sonunda. Kimisi sessiz kalır ama gözlerini (ve zihnini) kapatamaz, her şeyi sorgular, takip eder ama bu takip zihin seviyesinde kalır, ne beden ne de zihin tam olarak gevşer. Birçok kişi ise zaman ve para ayırdığı bu tecrübenin hakkını verir. Masaj insanın kendine verebileceği en güzel hediyelerden biridir çünkü. Hayatlarımız zaten hep başkaları için bir şeyler yapmak üzere kurulu neredeyse. Patronumuz, çocuklarımız, eşimiz, arkadaşlarımız için koşturur dururuz, kaslarımız atağa geçmek için hep hazır durumdadır. Egzersizin de genelde çaba gerektirenini seçer,kaslarımızı eklemlerimizi hep aktif tutarız. Oysa, bedeninizi ve zihninizi kendiniz için açılan o sessiz alana bıraktığınızda artık siz hiçbirşey yapmak zorunda değilsinizdir, çok da güvendiğiniz biri sizin için sevgiyle çalışmaktadır, kaslarınız fişi tamamen çekmek zorunda kalmadan kendini bırakırken, zihniniz yükselerek daha güzel bir manzaranın tadını çıkartabilir.Gevşerken ağlayabilirsiniz, gülebilirsiniz bunların hepsi güzeldir. Hepimizin keman yayı gibi gerildiği günümüz dünyasında, iyi performe edilen bir Thai masaj seansı nefesle de birleştirildiğinde büyük bir gevşeme yaratabilir. (Kötü yapılırsa tabi ki tam tersi olur :).

Lakin adı üstünde; Thai masajına “Tembel insan yogası” deniyor. Yani “holistik yoldan gidiyorum, oh ne güzel, bütün dertlerime de şifa olsun inşallah” derseniz yanılmış olursunuz. Bu günümüz modern insanının “şifa dışarıda bir yerde bulunabilen bir şeydir” inancından doğan bir yanılgıdır. Yılların tecrübesi bana işimle ilgili şunu net bir şekilde öğretti; masaj, vızır vızır çalışan zihinlerimizin kaskatı ettiği bedenlerimize derin bir nefes aldırmak, kan ve enerji pompalamak için kullanabileceğimiz harika bir “yardımcı” yöntemdir.Evet çok rahatlarsınız ama gündelik hayattaki hatalı alışkanlıklarınızı değiştirmediğiniz sürece sorunlar er yada geç kendini tekrarlar. O yüzden, tembellik tuzağına düşüp düşmediğimizi sürekli kontrol etmekte fayda var. Çünkü, herkesin hayallerini; vereceği bir tedaviyle her derde deva olacak kahraman bir doktor, Nefesi kuvvetli bir şifacı, elleri büyülü bir masajcı, her şeyi billur gibi ortaya koyan bir astrolog, Koyduğu 3 iğneyle her şeyi çözen bir akupunkturcu yada bir kütürdetmeyle tüm vücudu hizaya koyan ünlü bir kayropıraktır süsler. Dertlerimize şifa bulmak için, kulaktan dolma da olsa, o terapistten bu terapiste dolaşır, sırt üstü yatar o “başka birisinin” bize şifa vermesini bekleriz. Fizyoterapiste gideriz; günde 2 defa yap diye verdiği 10 dakikalık egzersizleri belki 5 gün yapar, “Ay vaktim yok yapamıyorum” diyerek bırakır, ağrılar tekrarlamaya başlayınca da gene masajcı, şifacı ararız.

20’li yaşlarımdan beri, ağrılarıma şifa, dengesiz yürüyüşüme denge bulabilmek için .ben de yukarıdaki etapların hemen hepsinden geçtim sayılır. Biraz Yoga da yaptım ama derinleşip ahkam kesecek kadar ileri gidemedim, dertlerime şifa olacakmış gibi hissettirmedi bana. Sürekli masaj yapıyor, araştırıyor, arada Tayland’a gidip geliyordum. Görünen bedenimizin yanı sıra, kaslar eklemler gibi göze görünmeyen elle tutulmayan bir enerji ağından bahsedilip duruluyordu. Bazı sistemler çakralardan, bazı sistemler enerji meridyenlerinden bahsediyordu. Öğrenciliğe olan merakım ve o sıralarda özel hayatımın beni pek mutlu etmiyor oluşu nedeniyle arabamı satıp, evimi kapatıp soluğu Şangay’da aldım 2007 senesinde. “Shanghai University of Traditional Chinese Medicine” bünyesinde yabancılar için açılmış olan Çin Tıbbı, Akupunktur, Tuina masajı kurslarına katıldım. Çin Tıbbı hastanesinde staj yaptım, aynı zamanda havalı bir Spa’da masaj terapisti olarak çalıştım. Bu dönemde Şangay’dan yazdığım mektupları ve fotoğrafları bu blogtaki diğer menülerde bulabilirsiniz.

Oh süper harika şeyler öğrenmiştim. Şimdi CV’im de daha havalı görünüyordu. Kafamda zihnimde pek de güzel belirginleşmişti Chi, Yin&Yang, 5 element teorileri ve meridyenlerin işleyişi. Hastalara akupunktur yapmış, iğnenin ucuyla chi yakalamış çok heyecanlanmıştım. Hayatıma Cupping, moxa, Guaja gibi uygulamalar girmişti.Ama hala bir başkasının bir başkasına uyguladığı terapiler döngüsünden çıkamamıştım. Kendim de hastanede belime bıkınıma iğneler, elektrikler, masajlar ne varsa uygulatmıştım. Ama olmuyordu. Geçer gibi oluyor, ama sevgili travmalarım oturdukları yerlere geri dönüp tekrar oturuyorlardı . Çinli doktorlar da aynı batılı doktorlar gibi “Sen en iyisi pek fazla yürüme” demeye başlamışlardı.

Devam edecek…

Yorum bırakın »

Medikal Chi Gong

Bali(BU YAZI BİR ÖNCEKİ YAZININ DEVAMI OLARAK YAZILMIŞTIR.)

Şangay’dayken Çin tıbbının ana başlıklarıyla ilgili bir çok eğitim gördüm. İki başlık hariç; birisi bitkisel ilaçlar diğeri de “Chi Gong”. Bitkisel ilaçlar çok kapsamlı bir alan, girsen çıkamazsın o yüzden hiç ilgilenmedim. Chi Gong hep ilgimi çekiyordu ama bizim kursun bir parçası değildi. Benim de kendime ayrı bir hoca bulup çalışacak vaktim yoktu, zaten Şangay’da böyle bir hocayı bulmak o kadar da kolay değildi. Bize Tuina masaj dersi veren hocamız chi gong’dan etraflıca bahsetti ve iyi bir terapistin mutlaka bu sistemi anlaması gerektiğini, yoksa masajımızın da derinlikten uzak mekanik düzeyde kalacağını söyledi. Kollarımıza dokunarak aradaki farkı anlamamızı sağladı. Yıl 2008, ben o günden sonra kendi Chi Gong hocamı aramaya başladım. Uzun bir yolculuğa çıkmayı planlıyorsanız, rehberinizi iyi seçmeniz gerekiyor.

Benim hocamı bulmam 4 senemi aldı. Gene hayatın bazı dönüm noktaları beni ona – onu bana getirdi, gene Tayland’da, gene Chiang Mai’de. Böylece 2012 senesinde “Medikal Chi Gong” la tanıştım ve hayatım yepyeni bir BOYUT kazandı. Neden bu kadar uzun sürdü hocamı bulmam? Çünkü kendi bedenimde dengeyi ararken hayatta da her şeyin dengede olanının makbul olduğuna inanıyorum. Şifa sanatlarının da fazla mistik, fazla özel, az anlaşılır şekilde sunulanından pek hazzetmiyorum. 🙂 Hocam beni ilk görüşte etkiledi çünkü anlattığı ve uyguladığımız herşey önemli bir sistemin parçasıydı ve uyguladığımız her formun evrensel fizik kurallarına göre bir açıklaması vardı. Asla şov yapmıyor, seviyeyi hep sınıfın seviyesine uygun tutuyordu.Chi Gong’u anlayabilmek için doğayı dengede tutan fizik kurallarını anlamak ve bedeni buna uygun hareket ettirmek gerekiyordu. Zordu ama herkes yapabilirdi ve çok heyecan vericiydi.Masajı bir meslek olarak seçmiş, isteyenlerle paylaşmış, hayatımı böyle kazanmaya başlamıştım. Chi Gong ise benim kendi keşif yolculuğum olacaktı.

Bugüne kadar tanıştığım, uyguladığım her sistem “dıştan içe” yönlenen bir şekillendirme üzerine kurulmuştu. Tıpkı içerden rutubet kusan bir duvarı üstten boyamak gibi; bir süre harika görünüyor sonra alttaki rutubet, kir pas yeniden dışarı taşıyordu. Aldığım eğitimlerin hepsi başka bir yönü işaret ediyordu. Evet, “içten dışa” yönelen bir güçle vücudumu şekillendirebileceğimi anlamıştım anlamasına da; bunu zihnin anlamasıyla vücudun anlaması bambaşka şeyler. Uzun çok uzun egzersizler serisi , ara vermeden aylarca süren eğitim kampları, kendini öğrenmeye adamak ve hiç sıkılmadan sürekli yapmak yapmak gerekiyordu. Ben de öyle yaptım ve yaklaşık 4 senedir kendimi medikal chi gong’a adadım. Çin Tıbbı doktoru olan hocama ve önümüze sunduğu sisteme zihnim soru işaretsiz inanmış, vücudum ilk defa içinden gelen kendi şifa mekanizmasını hissetmeye ve anlamaya başlamıştı. Sanki bedenimin tam merkezinde kapıları kilitli ışıklı bir oda vardı ve belli formları takip ederek yapılan egzersizler birer anahtar gibi kapıları aralıyor ve etrafındaki diğer odalara da ışık sızmaya başlıyordu.

Çok atletik biri olmayabilirim hatta bana dengesiz(!) bile diyebilirisiniz. 🙂 Lakin Medikal Chi Gong rayından çıkmak üzere olan beden sistemimi yeniden rayına oturtmamı sağladı. Her birimizin kendimize özgü bir beden taşıma biçimi var. Özellikle gündelik sıradan hayatımızı yaşarken, yürürken, otururken, kalkarken, yatarken, ayakta öylece dururken geliştirmiş olduğumuz duruş alışkanlıkları var. Bu duruşları kısmen kaslarla kontrol ediyor, vücudun belli bölgelerindeki kasları sürekli kasılı tutarak bedeni de ayakta tutmaya çalışıyoruz. Bu belli yerlerinden kasılı duran vücut biçiminin içindeki boşluklarda da sürekli dolaşan bir iç basınç var, duruş biçimine göre o da belli yerlerde birikmek zorunda kalıyor. Hatalı duruşlar sürekli tekrar ettikçe hem dışarıdan kas ağrılarına hem iç basınçın sıkışması nedeniyle çeşitli başka iç rahatsızlıklara neden olmaya başlıyorlar. Sorarsanız herkesin sürekli tekrarlayan kendilerine özgü rahatsızlıkları vardır . Medikal Chi Gong’a başladığınızda öyle hemen size anlam ifade etmeyecek meridyenler yada enerji akışından filan bahsetmeye başlamayız. Egzersizler sırasında doğru hizalanma ve duruş, yanlış gündelik hayat alışkanlıklarının egzersizler yardımıyla olması gereken yöne döndürülmesi esastır.Temel sorunların çoğu vücudun belli bölgelerini aşırı aktif tutup (enerjinin çoğunu buralarda hapsedip) bazı bölgelerini çok az kullanmaktan kaynaklanır (enerjinin buralara akmaması) . Hedef kasları olabildiğince rahat bırakıp, içbasıncı kullanarak vücudu dengede tutmak; kasları hiç de fazla zorlamadan merkezden hareket edebilmek ve enerjiyi doğru yönlendirebilme kabiliyeti kazanmaktır. Bunları yaparken en önemli araçlardan biri olarak nefesi kullanırız. Egzersizler bir hocanın rehperliğinde inançla ve düzenli yapıldığında vücut güçlenmeye ve daha önce aşina olmadığı yeni alışkanlıklara doğru evrilmeye başlar.

Bu egzersizler mesela bana, sürekli sağa kaçan ağırlık merkezimi ortada tutmayı öğretti. Sağ bacağım hala başka türlü hareket etmek istiyor ve eski alışkanlıklarım sürekli beni ele geçirmek için tetikte bekliyorlar. Zaman zaman ele geçirdikleri de oluyor ama önemli değil. Egzersizlerime geri döndüğümde merkezimi yeniden bulabiliyor ve güçlendirebiliyorum. Artık, çok abartmadığım sürece, yürüme sorunum da kalmadı çok şükür. Ben 3,5 senedir düzenli olarak kliniğe gidip uzun süreler kalıyorum. Benim gibi olanlar , benden uzun yada kısa kalanlar var ve hepsinin ayrı bir hikayesi, gelişimi var. Yıllar içersinde bunları izlemek, gelişimlerini görmek inancımı daha da pekiştirdi. Bazı arkadaşlarımız senelerdir adet görmezken normale döndüler, uyuyamayan arkadaşlarım mışıl mışlı uyuyor, Mutlak diz ameliyatı denen bir arkadaşımızın dizi canavar gibi çalışıyor, Göğsünde kistler bulunan bir arkadaşımızın kistleri yok oldu, 80 yaşlarına yakın bir çiftimiz var yıllardır tanışıyoruz; ilk tanıştığımızda egzersizleri sandalyede oturarak yapıyorlardı artık bizimle 1,5 saat ayakta egzersiz yapıyorlar. Bir de 2 senedir hiç aralıksız hocamızla çalışan bir arkadaşımız var, ilk tanıştığımızda henüz yeni başlamıştı.Kendisini agresif bulmuş fazla samimi olmamıştım o sefer. Uzun bir aradan sonra yeniden bir araya geldiğimizde gözlerime inanamadım. Bambaşka bir insan olmuştu, ifadesi, konuşması değişmiş, alnındaki ve kaşlarının arasındaki daimi çatık çizgileri ortadan kalkmıştı.Tabi ki çok iyi iki arkadaş olduk bu sefer. 🙂

Biliyorum, Chi Gong yada Tai Chi denince hemen gözünüzün önüne ya yavaş yavaş dans eder gibi yapılan havalı ve şık hareketler yada güçlü savaş sanatları figürleri geliyor. Bedenimizde geliştirdiğimiz yanlış duruşları düzeltmeden ; size ait olan ama kendinizi sıkmaktan hissedemediğiniz enerji vücudunuzu anlamaya başlamadan bu formlara geçmeyi ben çok doğru bulmuyorum. Yapılabilir ama vücut aktivitesinden öteye gitmez. Medikal Chi Gong çalışmalarımızda, “Seven Static Poses” ve “Dinamik Egzersizler”le başlayıp, ilerleyen evrelerde “Seven Stars” “Fire Form” “Three Steps”gibi formlara yavaş yavaş geçiş yapıyoruz.

Ben bu yolculuğa Chi Gong hocası olmak için çıkmadım lakin sisteme olan bağlılığım, inançla egzersizleri yapmak suretiyle bedenimde (sanırım zihnimde de 🙂 gözle görünür iyileşmeler olması sonucunda hocamın onayıyla eğitmen oldum. Öğretebileceğim formlar belli, diğer bazı formları ise hala çalışıyor ve geliştiriyorum. Hocamın söylediğine göre kendi bel, skolyoz ve kalça problemlerim üzerinde çok çalıştığım için, bu tarz sorunları olan kişilerle çalışmak hem benim için hem onlar için çok faydalı olacak. Bu sefer kaldığım 2,5 ay boyunca kendi egzersizlerimin yanı sıra , yoğun bir chi gong öğretme, hocalık yol yöntem eğitimi aldık diğer hoca adayı arkadaşlarımla. Ve döndüm, hazırım paylaşmak için. 🙂

2 Yorumlar »

DALDAN DALA SAVRULARAK NEYİ NE KADAR ÖĞRENEBİLİRİZ ?

 

TELEFON 1546

Ben Çigong öğrenmeye başladığım o gün o kadar inandım ki davaya, şartlar elverse yıllarca o klinikte kalır hatta ömrümü çigong öğrencisi olarak geçirebilirdim. Sistemin bir ilaç olduğunu zihnim anlamış, acılar içindeki zavallı bedenim de birşeyler sezinlemişti. En çok da o acıların sadece 1 hafta çigong eğitimi alarak  geçmeyeceğini…

Daha genç olsam, “ben kalayım burada, karşılığında temizlik yaparım” gibi birşey derdim belki ama, İstanbul’da bekleyenlerim var ve ayrıca ne yalan söyleyeyim temizlik yapmaktan da nefret ederim. Düşündüm taşındım ve dedim ki, şimdi kalabildiğim kadar kalayım, ilerde çalışıp biriktirdiğim bütün paraları bundan sonra çigonga yatırırım. Öyle de yaptım. Bence müthiş bir yatırım. Bütün doktorların yaşlılık zamanlarım için muştuladıkları kalça operasyonundan yırtmış olabilirim böylece.

Sonradan düşündüğümde neydi beni güvenle sisteme bu kadar bağlayan şeyler diye, bir anı geliyor aklıma mesela: Ayakta 2 saat süren ve benim için oldukça acılı geçen  bir dersin sonunda, hocamızın anlattıklarını dinlemek üzere yere çökmüş, kendimi bir duvara dayamıştım. Bize egzersizler sırasında  liderlik eden, hocamızın birinci asistanı, kendisi de ileri seviyede bir hoca olan Sachie,  Japonlara has zerafetiyle yanıma sokulup, duvarla zonklayan belimin arasına çi dolu elini yerleştirdi. Kimseler görmedi. Öylece hocamızı dinledik. Biraz önceki egzersiz sırasında ellerine dolan canlı enerjiyi yavaş yavaş akıttı acımın üzerine. Duyduğum minneti anlatamam. Hem minnet, hem de ne özenme! Ben yıllardır masaj yapıyordum ama yaptığımız şey kasları eklemleri çekiştirmekmiş meğer. Çok rafine çok canlı bir şey vardı belime akan ve çok gerçekti. Herşeyi sorgulayan zihnim hiç bu kadar emin olmamıştı; öyle elimi koydum, Allah rızası için de niyet ettim demekle akmıyordu o şey. Doğaya ait bir matematiği öğrenmek ve vücutta işlemesini sağlamak, yani çok çalışmak gerekiyordu.

Bu anımdan yıllar önce Şangay Üniversitesi bünyesinde Çin tıbbı öğrenirken, Tuina masaj doktorlarımızdan biri kolumu kavramış, vücudunu neredeyse hiç kıpırdatmadan çok ilginç bir titreşim yaymıştı bedenime. Dışarıdan bakan kolumu tutan bir adam görürdü sadece,  ama benim kolumda tsunami kadar kuvvetli dalgalar dolaşıyordu. O kadar gerçeküstüydü ki, adam şapkadan tavşan çıkartmış hissi uyanmıştı bende. Zihnim anlamayı bile reddetmişti yani. Kendimi o noktaya gelmiş olarak hayal dahi edemedim ama biliyorum o an yüreğime çigong toğumlarının ekildiği andır. 4 sene sonra o toğum hocamın Tayland’daki kliniğinde Sachie’nin parmaklarından dökülen can suyu enerjisiyle ilk yapraklarını verdi ve ben de artık onu kendim suluyor, seviyor ve sağlıkla büyütüyorum.

Aynı metaforla devam edecek olursak…Bugün ektiğiniz toğumun bir ağaç olması için bir emek bir çalışma gerekiyor. Bahçemde limon ağacım olsa diyorsanız, öncelikle akşam salataya sıktığınız limonun toğumunu ıslak pamuk arasında kaloriferin üstüne koymanız, o toğuma inanmanız, hergün yanına gidip ona sevgi ve su vermeniz gerekiyor, başverirse küçük bir saksıya koymanız, büyümesi için saksısını değiştirmeniz, toprağına vitamin katmanız, Yerini akıllıca ayarlamanız gerekiyor. Onu dinlemeniz, gölge mi seviyor, güneş mi seviyor diye kulak vermeniz gerekiyor…Kısaca Bir toğumun bir fidan, bir fidanın bir ağaç olması için önce sizin çabanız gerekiyor.

Bunu okuyan öğrencilerim varsa, konuyu nereye bağlayacağımı anlamışlardır 🙂

Hocamın izni, teşviki ve hiç kesilmeyen desteğiyle son üç senedir ben de üç büyük şehirde eğitimler veriyorum. Bu arada düzenli olarak kendimi ve eğitmen vasıflarımı geliştirmek için Tayland’daki çigong kliniğimize ve Bali’deki yoğunlaştırılmış çigong kamplarımıza katılıyorum. Her gidişimde de 2/3 ay kalıyor ve bu süre boyunca da hergün tekrar ediyorum hergün (Pazar dahil) okula gidiyorum. Çünkü diğer bütün arkadaşlarım da hevesle gidiyorlar. Herkes buradayım ve kendimi daha ne kadar geliştirebilirim diye uğraşıyor. Buradayım ve daha ne kadar öğrenebilirim çabası içersindeler.  İstekle ve hergün hiç sıkılmadan aynı egzersizleri tekrar eden bedenlerimizde gözle görülür bir rahatlama oluyor bir süre sonra. Ben kendim farkedemesem bile diğer arkadaşlarım bendeki değişimi, ben de onlardaki gelişmeleri çok net görebiliyorum.

Böylesi bir gelişimin tek bir sebebi var. İnanarak, sıkılmadan hergün aynı egzersizleri yapmak!! hocalarımızın işaret ettiği düzeltmeleri hiç gocunmadan egzersizlerin içinde hissetmeye çalışmak; her düzelmenin ardından yeni bir düzeltmenin geleceğini bilmek, düzeltilmekten yorulmadan , aynı duruşları ardarda tekrarlarken o duruşların içinde sürekli gelişmeye çalışmak.

İstanbul gibi bir şehrin keşmekeşi, yoğunluğu içinde öğrencilerimizden böylesi bir adanmayı beklememiz gerçekçi değil biliyorum. Şahsen benim beklediğim, günün herhangi bir saatinde kişinin kendi belirleyeceği  bir rutinle egzersizlerin az ya da çok tekrar edilmesi. Bu söylediğimi en minimum düzeyde yapanlarda bile inanılmaz sonuçlar gerçekleşiyor, şaka değil. İstanbul’da bu sene devam eden eğitimim sırasında iki bayan öğrencim sürpriz bir şekilde hamile kaldılar.  Bir tanesine doktoru bile çok şaşırdı, çünkü epeyce sorunlu bir geçmiş vardı o bölgede. Nasıl oldu? Çünkü  öğrendiği limitli pratiği neredeyse hergün tekrarladı, arada bana videolarını gönderdi ben düzeltmeler yaptım. Yapabildiği kadar yaptı hep ve inanarak yaptı. Ankara’daki öğrencilerimden biri yıllardır günde 4 saatten fazla uyku uyumamışken, 1. Modülün ardından akşam 8’de yatıp sabah 8’de uyandı. Ardından da en düzenli yapan öğrenciler arasına girdi. Yapabildiği kadar yapıyor ve yıllardır süre gelen, bazen sebepsiz düşmelere sebep olan denge problemi de çözüldü. Türkiye’nin en büyük spor klüplerinden birinde üst düzey yönetici olan bir öğrencim, belki de hepimizden on kat daha yoğun bir programa sahip ama sabahları kızına kahvaltı hazırlamadan önce kendine çigong için zaman yarattı ve hergün yapıyor. Yapmazsam vücudum yaptığım zamanki gibi dinç olmuyor diyor.

Diyeceğim o ki; bu bahsettiğim insanlar da İstanbul ve Ankara’nın en yoğun kişilerinden. Yani sürekli bahaneler yaratıp egzersizden kaçmakla, bu olmadı bir de şu kursa katılayım demekle ve o kursun ardından da kendini bambaşka bir kursta bularak, “ama ben kendimi geliştiriyorum” kandırmacasıyla vücudunuzu ve zihninizi sağlığa kavuşturamazsanız. Ancak başka türlü bir zihinsel bağımlılık geliştirip, başka bir kısır döngüye girmiş olursunuz.

Doğru seçilmiş bir egzersizin sağlığa, ardından da sanata dönüşmesini istiyor iseniz; daldan dala atlamak yerine belli bir hocanın, okulun rehperliğinde yaptığınız her ne ise onu tekrar, tekrar, tekrar yapmanız gerekir.

Saygı ve sevgiyle.

Esra

1 Yorum »

Shanghai Mektupları / Kasım 2007

231005_5935894250_6262_n231082_5847254250_1366_n231178_6420149250_4121_n1923525_7774619250_6948_nSevgili arkadaslarim,

Ben cok yoruldum, soyle hepinizin arasina kivrilmak, siz kendi aranizda bigi bigi konusurken uykuya dalmak istiyorum.Havalar da sogumaya basladi, bir yandan hafif bir melankoli bastirdi ama bir yandan da hayatimda onemli gelismeler oluyor.Melankoliye kapilmaya bile vaktim yok aslinda. Bu aksam biraz rahatladigim icin sooooyle etegimdeki taslari size dogru dokeyim bari.

Calismaya basladim ben. Bilenler biliyor bir suredir is ariyordum, buradaki bir suru 5 yildizli otel ve spalara cv’mi gonderdim, bakalim ne olacak diye, acaba bir yerden ararlar mi diye merak ederken bir suru yerden aradilar. Haftalarca is gorusmelerine gittim. Nedense herkes cok ilginc buldu, oyle cat kapi avrupali bir terapistin kapilarini calmasini. Sonunda calismaya karar verdigim yer Shanghai’in en guzel spa’larindan biri, hayli upperclass, bu sefer de Shanghai sosyetesiyle hasir nesir oluyorum. Uyelerimiz yari yariya Cinliler veya burada yasayan yabancilar.Ben tabi ki hicbirini tanimiyorum. Musteriler gittikten sonra kulagima egilip “Bu giden Gucci-Asia’nin

sahibiydi”, “az once Microsoft – Cin’in genel mudurunun terligine yag damlattin” diye beni bilgilendiriyorlar.Burasi en kucuk ayrintisina kadar ozenle bezenle hazirlanmis cok guzel bir spa.Her iceri girisimde sanki gercek hayati arkada birakip baska

bir masal alemine giriyorum gibi geliyor.Zaten ismimi de degistirdiler, yani gercekten kimlik degistirdigim bir filim ortamında yasiyor gibiyim .Cinlilerin boyle bir hastaligi var, herkesin ikinci bir ismi var.Ise basladigim gun, dunyanin en normal seyiymis gibi, bana da bir isim rozeti uzattilar, “senden onceki kizin rozeti artik sen de bunu kullan, yeni rozet yaptirmayalim simdi” dediler!!…Ben ne reaksiyon vereyim diye dusunurken onlar gitmisti bile beni yeni ismimle basbasa birakip…”VIVIAN”…Kisa bir sure Esra bu durumdan rahatsiz oldu ama sonra bunun hayatta basina gelen en komik seylerden biri olduguna karar verip, kendisini bulan bu isimle bir sure  takilip eglenmenin bir sakincasi olmadigina karar verdi.:) Bu spa’da calisan yaklasik 15 tane masaj terapisti var: Jane, Linda, betty, Rita, Suzan, Helen, Summer, Ella, Carry, Doris, İrene, Lucy, Selina, Coco, Kino..Gordugunuz gibi hepimiz holivud starlariyiz:) Vallahi oldum de cennete dustum zannediyorum bazen, ortalikta huriler dolasiyor surekli.Bir de bunlarin arka tarafta kocaman bir mutfagi ve mutfagin ortasinda kocaman bir masalari var, isleri yoksa orada oturup bir  seylerle ugrasiyorlar.Diyebilirsiniz ki seni ne yapacaklar bu kadar kizin arasinda? Beni tabi ki arka tarafta mutfaga koymaya kiyamadiklarindan, on buroda takiliyorum. Ayrica su anda egitim donemindeyim, pek calismiyorum sadece ogreniyorum.Bana bir yandan bir spa nin nasil yurudugunu, musteri iliskilerini ogretiyorlar.Vakit oldukca da arkada bir egitim odasi var orada egitim goren yeni terapistlerle yeni terapiler uzerinde calisiyoruz.Bittabi, 3 kiz benim uzerimde masaj calismalarini yaparken en guzel saatlerimi yasiyorum.  keyifle birseyler ogreniyorum,

cok mutluyum  🙂 Ama bir yandan da okulum devam ediyor. Surekli birseyler ogrenmekten beynim kisa devre yapmak uzere.Bazi gunler, gunum sabah 7’de hastaneye giderek basliyor, ogleden sonra okul, okuldan sonra is, isten cikis geceyarisi…

Araniza kivrilip uyumak istegimi simdi biraz anlamissinizdir umarim!!! Neyse benim yaptigim masaji da cok farkli bulup begendiler, yakinda onu yeni bir isimle piyasaya lanse edecekler, masaj yapmaya da baslayacagim.Cok farkli bir tecrube benim icin.Bir kere butun is arkadaslarim Cinli.On burodakiler evet ingilizce konusuyorlar ama terapist kizlarla genelde vucut diliyle anlasiyoruz. Ben mecburiyetten yarim yamalak Cince birseyler soylemeye calisinca, isyerinin eglencesi haline geliyorum. Okulum biter bitmez Cince ogrenmem allahin emri. Cince’de gramer diye birsey yok kelimeleri yanyana koyunca hersey halloluyor ama o kelimeleri dogru ses tonuyla soyleyemezsen  sacmasapan birsey soylemis oluyorsun. O ses tonlarini da dogru cikarmak oyle her babayigidin harci değil. Dilini damagini dudagini hic kullanmadigin sekillere sokman, heceleri tuhaf ses tonlariyla bitirmen gerekiyor ki ben hayli zorlaniyorum..

Bu yogunlukta pek ozel hayat diye birsey kalmadi tabi. Arada yemeklere cikiyoruz ama kluplerin yolunu unuttum artik.En son gittigim klupte dansederken dergiciler resmimi cekip meshur bir muzik magazinine basmislar, Shanghai nightlife’a imzami atip geri cekilmis oldum:)

Pascal Paris’e geri donuyor cok mutsuzum bu aralar. Sasha da Tuina kursundan sonra Sirbistan’a  donecek ama allahtan Nisan’da geri gelecek.Ben de bu arada kendimi ise guce adarim artik.Daha ogrenecek cok seyim var, cok calismam lazim coooook… Bundan sonra Shanghai’li Turk arkadaslarimla takilacagim, onlar en azindan hep burada.Ne varsa memlekette var gene:).Bu aralar biraz memleket hasreti basti vallahi. Bazen insanlari ozleyip geri donmeyi   cok istiyorum ama sonra burada kalmanin olumlu yanlari agir basiyor.Bakalim zaman neler gosterecek.

Sizden naber???… Opuyor, simsiki kucakliyorum

Esrusunuz

Yorum bırakın »

Shanghai Mektupları / Eylül 2007 – Fırtınalar Koparsa kopsun

Herkese Ni Hao,

Basliktan ne anlam cikartalim diye dusunmussunuzdur. Meraklanacak birsey yok.Gercekten firtinalar kopmaya basladi burada. Benim kartal yuvasi evin etrafinda oyle ruzgarlar donuyor ki, nerdeyse korkacagim çıkan seslerden.Korku filmi efektleri gibi.

Hani ilk mesajimda burasi cok sicak demistim ya, o sicaklar ilk 4-5 gunden sonra gecti ve iki haftadir cok guzel havalarimiz oldu.Tatli sicak, ruzgarli, az rutubetli.Burada yasamakta olan herkes en sansli sezonda geldigimi soyleyip duruyor. Yanliz arada, hatta sik sik mi desem, yagmur yagiyor yahu! Cok fena islaniyorum arkadaslar, oyle boyle degil.Habire sucuk gibiyim. Neden diyeceksiniz? Sagolsun Sangay iyi guzel cok eglenceli seviyoruz mutluyuz ama kalabalik anasini satayim.Benim okul sabah 8:30 da basliyor. 7:30 da kalk hazirlan yollara dus. Yurusem yarim saat suruyor ama taktir edersiniz ki sabahleyin oyle bir vaktim kalmiyor.Saf saf taksi bekledim ilk gunler, ne mumkun! Sabah ve aksam taksi bulmak altin bulmakla es deger burada. 2. sabah motorsikletli bir amca kas goz isareti yapti bana, baktim tipi de motoru da bi degisik.Hemen dustu jeton (Tayland tecrubelerim sagolsun). MOTORBIKE TAKSI!!!…Evet artik sabahlari motorbike taksiyle gidiyorum okula. Deli gibi suruyolar, kafamdaki kaski mi tutayim, onumdeki cantayi mi sasiriyorum ama cok da zevkli bir yandan.Herkes trafikte beklerken ben kaldirimlarin ustunden mustunden 5 dakikada ulasiyorum okula. Bir de korkmasam bisiklete binsem hemen alicam bir tane, bisikletli cenneti burasi.Her an her yonden bir bisiklet cikabilir, cok dikkatli olmak gerekiyor, ben en cok bisikletten korkuyorum doğrusu. Evet havalar guzelken problem yok da, yagmurlar dovercesine yagmaya basladi. Ve ben ister yuriyeyim ister motorbike taksiye bineyim butun gun islak dolasiyorum. Sonra da nemden kasiniyorum. Bugun kotu dizime kadar sivadim, kulagima da infected mushroom’u taktim, bileklere kadar suyun icinde 45 dakka yurudum yagmurda eve. Bugunku tuhaf bir yagmurmus herkes oyle soyluyor, firtina var ve yarin tayfun bekleniyor, herkes cok heyecanli. Bizim apartmanda 16. katta Kanadali cocuklar var, yarin tayfun var evde parti yapariz gel dediler, tayfun partisine gideceğim.

Okul son surat devam.Doktor cikacagim sanki, nasil cok sey ogreniyoruz anlatamam. Baya baya eve geliyorum ders calisiyorum.Yoksa hersey birbirine girecek.Dun Acupuncture teknik’ten sinav olduk. Ciftler halinde birbirimizin koluna igne batırıp manipulasyonlar yaptik, hocalar da not verdi. Hocalar çok iyi olduğumu soylediklerinde çok mutlu oluyorum; her caliskan ogrenci gibi 🙂

Ben de gaza geldim, oyle igneyi elime alip batiriveriyorum, havali havali ceviriyorum ileri geri asagi yukari. Anliyacağiniz ineğe bağladım gene herkes benimle calismak istiyor:)

Sangay’a geldim ama dogru duzgun turist olamadan yerel oldum diye yakiniyordum. Gecen pazar Sasha’yla aldik elimize haritalari, bir de yurume rotasi yaptik kendimize turist olduk.Yu Yuen garden diye en turistik bi yer var ordan basladik. Bizim Kapalicarsimiz gibi bir yer iste. Sasha oraya “Chinatown in Shanghai” adini takti. Cunku normal Sangay fazla modern, oyle fazla bir otantikligi yok yani.Oradan ciktik, bir de turistik rota yaptik ya kendimize, boyle yaklasik 10 tane nokta belirledik yok bird-flower market, yok antikacilar carsisi, efendime soyliim budist temple…vs diye yola ciktik.Ben yon bulma ozurlusuyum Sasha benden de ozurlu cikti. O 10 tane attraction noktasindan 1 tanesini dahi bulamadik ! O diyor saga sapıcaz ben diyorum duz gitmeliyiz. Habire kendimizi tuhaf tuhaf sokaklarda bulduk. Ne oldu? Sangay’in arka sokaklarindaki yasantiyi gorduk efenim . Beyoglunu arayan birilerinin tarlabasinda dolasmasi gibi bir tecrube yasadik.Sangay’in modern yuzunun arkasinda insanlarin yasadigi kosullari anlatip moralinizi bozmayacagim korkmayin ama gorduklerimiz ve duydugumuz kokular uzun sure aklimizdan cikmadi.Buyuk sehirlerin varos sokaklarinda camasirlar hep sokakta asiliyor…

Gene cenem dustu. Ben simdi ruzgar efektleri esliginde ders calisayim biraz. Bugun dilimize bakarak nasil teşhis koyabileceğimizi ogrendik. Artik gunlerim su deyimleri kullanarak geciyor; Pathogenic faktorler, yang chi, qi blood body fluids, symptoms of yang deficiency…vs vs Döndüğümde dilinize bakip, ne kadar pembe, ustundeki katman ne kadar beyaz ne kadar sari, kalin mi yapiskan mi ustunde dis izi var mi kenarlardan morlasmis mi, sismisse acaba vücudunuz su mu tutuyor gibisinden ukalaliklar yaparak sen biraz ginseng hapi yut iki gun dinlen yavrucuğum diyebilirim, hazırlıklı olun 🙂

Gonderdiginiz guzel mesajlar beni nasil mutlu ediyor bilemezsiniz. Ne olur gonderin gene:)
I love you all… Bye now…

Esrusunuz.223494_5848254250_4197_n226939_5848259250_5219_n223569_5848074250_8936_n225449_5847689250_3575_n228664_5848264250_6231_n229775_5937469250_3639_n222395_5937094250_6449_n231033_6420139250_1796_n

Yorum bırakın »

Shanghai Mektupları, Ekim 2007

223592_5847279250_6231_n227508_6419854250_2079_n227923_6419849250_1031_n222039_5847674250_627_n223199_5847679250_1608_n230233_6420299250_3434_nCanim arkadaslarim,

Ben buralarda modum ve meşguliyetlerim değiştiğinden haberleri pek takip edemiyor, dunyadan bihaber kendi kurdugum kucuk kozalagin icinde huzurlu huzurlu yasiyorum.Cince’yi de hic anlamadigimdan, genel olarak insanlarin gurultusu etrafimda bir sis perdesi olarak dolaniyor, herhangi bir negatif vibrasyondan dahi, anlamadigim icin, etkilenmiyorum. Beni kazikliyorlar mi, taksiyle 5 tur mu attiriyorlar, umrumda değil, cunku anlamiyorum.Lakin son zamanlarda bu sis perdesini yarip duran muhabbetlere maruz kaliyorum:

– Esra Turkiye Irak’a saldiriyomus
– Sahi miii?

– Esra Amerika Turkiye’ye cok kiziyomus!!
– Alla alla, demeyin ya!!

– Esra savas cikti cikiyomus
– Cikmaz canim, niye ciksin.

gibi… Bir de bakiyorum facebook’ta herkes bayrak resimleri filan koyuyor, biri bana bir ozet gecerse iyi olacak galiba.

Onun disinda Shanghai cephesinde gunler tempolu geciyor.Bir yeri tatil ve gezi havasinda ziyaret ettigimde daha bir hikayeler anlatasim geliyor da, bu sefer ruh halim biraz daha farkli.Gundelik hayat halleri, ne anlatsam acaba?

Hastane ve okul cok vaktimi aliyor.Artik hastalara igne batirmamiza, bardak cekmemize, moxa diye ignelerin uzerinde yaktigimiz bir bitki karisimi var ondan yapmamiza daha cok izin veriyorlar.3 tane ayri doktorumuz var, haftanin belli gunleri belli bir doktoru takip ediyoruz.Bir kadin doktorumuz var, Dr Zhang, o cok karizmatik.Cok yogun, bize az vakit ayirabiliyor ama ayirdigi zaman ondan cok sey ogreniyoruz..Gecenlerde onunla beraberken, bir hastanin bacagindaki safra kesesi noktalarindan birine igne batirmama izin verdi ve hastaya sormadan kendi kendime chi’nin o noktaya gelip gelmedigini ignenin ucundan hissetmemi istedi.Ilk basta “hadi be hissedemem ben nasil hissedeyim” diye heyecan yaptim ama igneyle ileri geri oynarken birden balik tutmus gibi oldum!! Ignenin ucuyla chi yakaladim, sevincten agliyacaktim, doktor halime cok guldu:))).Bir de daha cok felcli hastalari beraber takip ettigimiz genc bir erkek doktorumuz var, dr Heu, ingilizcesi oldukça kotu ama bize birseyler ogretebilmek icin o kadar caba harcıyor ki onu cok seviyoruz.Bir de benden hoşlanıyor ve cok belli ediyor; kizlar dillerine doladilar bir de onlarla ugrasiyorum:))
Bu arada guzel bir Chinese medicine alet edevat dukkani bulduk, yavas yavas oradan birsuru ivir zivir almaya basladim.Sirta, bele, boyna bardak cekmek (cupping) icin cesitli boyutlarda cup’lar, alcol, hazir yapilmis moxa stickler (ignenin uzerinde yakiyosun, bitki karisimi super birsey), doktor makasi, cesitli boy ve kalinlikta igneler, elektrik stimulater, acu noktalarini gosteren dev el, ayak ve kulak maketleri…etc
1 hafta once Cuma gunu en buyuk teori sinavimiz vardi; 2 aydir ogrendigimiz herseyden.Koca bir ansiklopedinin yarisindan cogunu calismamiz gerekti.Takip edenler bilir gunlerce calistik hala yorgunlugu var uzerimde.Genclik baska birsey.Nasil calisiyormusuz yahu okuldayken onlarca sinava ? Surda bir sinav nasil yordu sormayın. Dun ogrendim 82 almisim, en yuksek değil ama en yukseklerden biri 🙂
O aralar bizim Pascal’imizin dogumgunuydu.Hem sinavi atlatmanin hem de Pascal’in serefine o gece buyuk parti yaptik.Once bir Japon restoraninda harika bir yemek yedik, sonra herkesin kucagi ickilerle dolu olarak benim eve donduk. Finlandiya’li ekip Pascal’a arapca sarki soyleyip gobek atan bir dansoz bebek almislar cok komikti. Pascal votkalari icip sarhos oldu, soyunup Marlyn Monroe taklitleri yapti, “happy birtday dear president” hesabiiii..:) O kadarla kalsaydi problem yoktu da, 25. kattan asagi inerken Timo’yla asansorde butun katlarin dugmelerine basip, durdugumuz her katta, gecenin 1:30 unda cigliklar atmaya basladilar, silahim olsa asansor katili diye gazetelere gecerdim herhalde!!! Neyse sag salim ciktik siteden ama, sonraki gunler bizim güvenlikciler biraz soguk davrandilar bana:)
O gece, tesaduf bu ya, good old Dj John Digweed was in town, ismini bile duymadigimiz bir klupte caliyordu oraya gittik.Cinlili yabancili guzel bir kalabalik vardi. Azittik tabi, zaten herkes cok sarhostu.Pascal o kadar neseliydi ki, bir de cok yakisikli, butun klubu etrafina topladi yildiz oldu serseri.O gece herkes yeni birileriyle tanisti.Gruptan sorumlu mudur olarak her etrafi kolacan edisimde oh herkes egleniyor derken, ben de ne oldugumu anlamadan Irish bir gazetecinin cekim alanina kapilivermişim. Geldigimden beri tanistigim en ilginc insanlardan biri.Irlanda’li ama Ingiltere’de yetismis, Royal ingilizce’siyle konusuyor, eski bir komando ve milli kurekci, su anda gazeteci, yillarca Arabistan ve Beirut’da yasamis, sarisin mavi gozlu ama arapcayi ana dili gibi konusyor, royal ingilizceden arapcaya dondugunde insan tuhaf bir sok yasiyor, su an Hong kong’da, yakinda da temelli Bombay’a tasiniyor…Casus gibi birşey sanki, yada ben herşeye bir filim yaşar gibi bakmak istiyorum 🙂
Dun de acupuncture nokta bulmaca sinavimiz vardi.Burada yasayan cok tatli Brezilya’li arkadaslarimiz var.Kocalari buyuk sirketlerde yonetici, Sangay’in disinda tenis kortlu spor kluplu kocaman resortlarda yasiyorlar. Kendilerinin de isi gucu olmadigindan ozel soforle filan bizim okula geliyorlar.Persembe gunu Simoni bizi evine davet etti, acu sinavina hazirlanalim diye.Nasil guzel bir gundu! Coluklu cocuklu kopekli kocaman bir aile evi.Simoni ozenmis koca bir ziyafet sofrasi hazirlamis.Bir de sitedeki kadin arkadaslarini da cagirmis, Acupuncture kabul gunu oldu.Hepimiz soyunduk, birbirimize igneler batirdik, bardaklar cekti.Bir de bol bol gulduk.Sinavdan 95 aldim.Oh birsure sinav yok, cok mutluyum.
Buradaki en yakin arkadaslarim hala Sasha ve Pascal… Onlar gidince biraz sudan cikmis baliga donecegim ama olsun.Ozellikle Sasha’yla kisa zamanda cok seyler paylastik.O kadar akilli ve olgun bir kiz ki leb demeden herseyi anliyor daha insanin gozunden.Ya da ikimiz cok iyi anlastik bilmiyorum.Onlar donmeden keske gelseniz siz de buraya da soyle eglensek hep beraber!!!…Eeeee ben anlattim bak gene uzun uzun, sizden naber…??..Bekliyorum haberlerinizi! Hepinizi cok seviyor, cok ozluyor, hasretle kucakliyorum.

Esrusunuz

Yorum bırakın »

Shangai Mektupları, Ekim 2007

230563_6419839250_9088_n1923525_7774444250_3848_n1923525_7774449250_4831_n1923525_7774454250_5826_n1923525_7774624250_7944_n1923525_7774629250_8906_nNasil yogun geciyor gunlerim bir bilseniz.Artik hastane gunleri basladi.
Sabahtan oglene kadar hastanedeyiz, ogleden sonra normal okulumuza donuyoruz.Tam Grey’s Anatomy olduk anlayacağınız 🙂 Bizi gruplar halinde sehrin cesitli
yerlerindeki hastanelere bolusturduler.Bana ve diger 5 arkadasima annesinin nikahinda bir hastane dustu.Sabahin 6:30 unda kalkiyorum.Jet hiziyla metroya kosup Sasha’yla bulusuyorum, kahvaltimizi metro merdivenlerinden kosarak inerken agzimiza sikistirip neredeyse sehrin disinda olan hastanemize zar zor yetisiyoruz! Neden? Cunku burasi cok Doguda oldugundan gun cok erken basliyor.Hic yilmiyor Çinliler, gece gunduz calisiyorlar.Caliskan
millet, sorgu sual de yok hicbirseye.Erkenden baslayip gece yarilarina kadar calisiyorlar. Utanmasalar 7:30 da baslatacaklar bizi ama e hadi 8’de gelin diyorlar…
Biz Sashayla 8:30 da zor yetisiyoruz tabi.Beyaz doktor onluklerimiz var, onlari giyiyoruz, cok havali hissediyorum kendimi.Sasha zaten doktor oldugu icin onun için farketmiyor da, ben kendimi birsey zannediyorum onlugu giyince:)) Ayni Greys Anatomy deki gibi doktorlarla hastaları dolasiyoruz; doktor hastanin durumunu, hastaligin seyrini, nasil tedavi edecegini, hangi noktalara igne batirirsa neler olacagini  anlatirken biz  de ciddi ciddi notlar aliyoruz.Tek fark buradaki hastane ilactan cok herbal medicine kokuyor, bir de oyle dizideki gibi super yakisikli doktorlar yok,  Ingilizcelerini de cozebilmek icin 40 takla atiyoruz. Yani bir de bazi doktorlar cok rahat, gecen gun bir tanesi igneleri verdi elime haydi nereye batiracaksın bakalim bunları diye koydu beni 80 yasinda felç geçirmiş tatlı bir teyzenin basina, ayol daha dun bir bugun iki kadincagiza birşey olacak… neyse batirdim ama sasirdim doktorun da rahatligina!! Yani ufak tefek farkliliklar var iste:))

Neyse oglen olunca allahtan hastaneden bir araba bizi sehir merkezindeki
okulumuza geri goturuyor, surunmuyoruz yollarda.Malezyali ama orijinalde Cinli bir kiz var Lendi, oglen yemeklerini onunla yiyoruz, cunku o bizi en
bir local mahalle lokantalarina goturuyor.Kucuk pis kokulu yerler:). O kucucuk yerlerde herkes bagirarak konusuyor.Cin’e ilk gelenlerin once bu bagirti adetine alismasi gerek. Cinlilerin kendi aralarindaki normal kominikasyon hali surekli bir kavga durumu.Birbirleriyle kavga ses tonuyla konusuyorlar.Once cok yadirgiyor insan sonra hic takmiyorsun.Bazan insanin kafasi sisiyor, bi susun be kardesim!! diyesi geliyor ama herkes gibi kendi isine bakmaya alisiyorsun zamanla.O kadar kalabalik, gurultulu bir sehir olmasina ragmen insan kendini huzurlu hissediyor burada.Cunku havada asili duran bir sinir dalgası yok aslında.Kimse kimseye bulasmiyor, herkes nasil isterse oyle takiliyor, bir kisi de cikip sen napiyorsun kardesim demiyor. Hani hepimize olmustur, Avrupa’ya filan tatile gidersin, bin tane kural vardir.Ay aman biseyi yanlis yapip da hanzo gibi gorunmeyeyim diye insan cok dikkat eder.Yok oyle birsey hic burada.Metro merdiveninin istedigin tarafinda istersen amuda kalkarak dur; donunun uzerine burusuk bri gomlek giyip kravat tak, pantalonu es gec (hava sicak), corap ve makosen ayakkabiyla kopek dolastirmaya cik…Kulak, burun, bogaz bolgesinden cikarabilecegin her turlu sesi en yuksek desibelden cikart ve her firsatta sokaga tukur, metrodan inenleri sakin bekleme arkandaki diger 150 kisiyle hemen iceri saldir, cikmaya calisanlarla allah allah allah sesleriyle buyuk bir carpisma yasa, bir yerde kuyruk varsa salaga yatip hemen kuyrugun onune gec, biri uyarinca da salaga yat, yemek yerken mumkun oldugunca agzini sapirdat.hic ayip degil oyle seyler.Diyeceğim larj bi memleket, takil kafana gore…

Evet,gunluk hayat boyle.Hafta ici pek bisey yapmaya hali kalmiyor
insanin.Aksamlari Pascal ve Sasha’yla yemek yiyip film falan seyredip
siziyoruz.Hafta sonlari disari cikiyorum , Sangayin gece hayati cok renkli
cunku..Genelde Cuma aksamlari kalabalik bir grup guzel bir yere yemege
gidiyoruz; Catoniese, shanghai, thaiwan ne olursa.Yemekler bana cok guzel
geliyor, benim için yemek cenneti.Bir hafta sonu Pascalin israriyla sadece Cinlilerin gittigi bir klube gittik..M Factory.Batılı olarak sadece biz vardık.Amaniiin!! Bir go go danscilari vardi hepimizin gozleri yerinden ugradi.Pascalin neden israr ettigi ortaya cikti…Vay vay vay!!!..Ne tuhaf yaratiklardi valla, sanki dersin cizgiyle cizilmisler de isik oyunuyla anime ediliyorlar.Vucutlar kusursuz, akrobasi anlasilir gibi diil, boynumuz yamuldu sasha’yla naaptiklarini anlayabilmek icin bakarken:) Gecen Cuma aksami da dunyanin en meshur dj lerindenbiri geldi buraya Armin Van Bureen.Biletler biraz pahaliydi herkes gitmek istemedi.Benim bir de Alman dans arkadsim var, Klaudiana. O da çok seviyor trans muzik, non stop dans ortamlarini. Kimse gelmezse banko onunla cikiyoruz biz.Ben uzundur meshur dj performansa gitmemistim, Ne sahane bi adammis bu Arwin.G Plus diye bir klupte cikti.Klup havali mi havali gorseniz tavan 1 km yukarda. Dj performans ses sistemiyle de birlesince acayip guzeldi.Icerde gene kirk milletten insan var tabi. Klaudiana’yla birbirimizi hemen kaybettik, cunku beni bir grup ortalarina cekti onu baska bir grup.Dansetmedigim millet kalmadi o gece! Gecenin ilerleyen saatlerinde tavandan bir karlar yagiyordu bir baloncular, bir konfetiler, kalabaligin ustunde ellerde dolasan insanlar, cok guzel bir geceydi.

Allah gene kaptirdim ben 🙂 Bizim burda tatil basladi, bu hafta tatiliz.Gezip dolasip arada da ders calisiyoruz.Artik kameram var Facebooka girerim duzenli resimlerimi, bakmak isteyenler icin..Hepinizi cok seviyor, cok da
ozluyorum.Tek eksik sizlersiniz! Simdilik hoscakalin…

Esrusunuz

Yorum bırakın »

SHANGHAI MEKTUPLARI – EYLÜL, 2007

223310_5935879250_3910_n230344_5847574250_6830_n222633_6419834250_8100_n (1)225249_5847564250_4115_nHelloooooo….. Hemen bir yanlisligi duzeltmek istiyorum. Hatali telefon numarasi vermisim, Hemen dogrusunu not ediniz: 0015800738274 Arayanlarin karsisina hep Cinli biri cikinca uyandik, nasil oldu sormayin uzun hikaye:) Tam bir haftalik Şangay’lıyım.Bir haftada ne cok sey oldu!! Korkmayin uzun uzun anlatmayıp ozet gecicem.Herseyin basinda ev tuttum ve 3 gundur kendi evimde yasiyorum. O kadarrrrrr guzel bi ev tuttum ki anlatamam. Simdiye kadar hic 25. katta oturmamistim, artik oturuyorum.Butun sehir ayagimin altinda.Evde sac kurutma makinesinden ayak masaji kovasina kadar her ayrinti var.Direk girip yasamaya basladim.Cok konforlu bir ev, klimalar, cifter cifter televizyonlar, klozet bile birsuru dugmeli sicak suyla popo yikamali filan.Buyrun beklerim:).Temizlikci kadinim bile var haftada 3 gun geliyor 2-3 saat calisiyor gidiyor. Ikinci onemli hadise de okulumun tum hiziyla baslamis olmasi.Bir haftadir her sabah 8:30 aksam 16:00 okula gidiyorum.Hani soru isaretlerim vardi ya okulla ilgili, hepsi tamamiyle yok oldu.Oldukça ciddi bir egitim veriliyor. Doktorlar profesorler veriyor dersleri.Yillardir sagdan soldan okudugum, ilgilendigim konulari hocalarin agzindan dinlemek cok zevkli.Insanin gercek ilgi alanlariyla ilgili egitim almasi cok guzel! Zaman nasil geciyor anlamiyorum.Sabah TCM teori , ogleden sonra da pratik acupuncture dersleri yapiyoruz. Ilk defa gecen persembe sira arkadasimin kolundaki bir noktaya igne soktum, cok heyecanlandik hepimiz.Birine igne batırma hissi basta tuhaf geliyor ama o kadar zor olmadi.Hocalarim igne tutma, kullanma ve teknikle ilgili yetenekli oldugumu soylediler cok mutlu oldum. 25 tane sinif arkadasim var.Fransiz, Alman, Singapurlu, Brezilyali, Isvecli, Sirbistanli, Suriyeli, bir de Turk’lu bir sinif.Yas ortalamasi ve kalite bekledigimin ustunde.Benden buyukler ve benimle yasitlar cogunlukta.Bircogu doktor yada saglik gorevlisi.Dolayisiyla soru ve cevaplarla kalitesi yuksek dersler oluyor, memnunum.Cok da matrak tipler var, guluyoruz bol bol.İki tane Fransiz cocuk var onlarla samimi oldum, takiliyoruz. Bir de cilgin bir Alman kiz var, Klaudiana, o da dans arkadasim. Dun gece 4 kiz buranin en meshur cistik cistik klubu Aticca’ya gittik.Avrupali havali bir Dj caliyordu.Sabaha kadar dans ettik.Ortamlar yikiliyor diyebilirim. Shanghai night life gormeye kesinlikle deger.O kadar kosmopolit bir yer ki kluplerde her ulkeden, her irktan insan var.Super renkli… Yakında gene yazarım, hepinizi çook özledim! Esrusunuz.

Yorum bırakın »

Parmak arası terliklerle yeniyıla doğru…

Sizleri bilmem ama ben çok güzel bir gece geçirdim 2005’e girerken ve bu yüzden de yeni yıldan yana  umutlarım çok. Bir kere hiçbir plan yapmaksızın, elimize ne geçerse onu giydik, hava harikaydı, gideceğimiz heryer yürüme mesafesindeydi, yollarda bin kişi olmasına rağmen hiçkimse tarafından rahatsız edilmiyorduk ve ne taksilerin ne de yenen yemeklerin fiyatı değişmişti.Normal bir gecede ne harcadıysak o gece de onu harcadık.
Zeyno ve Defne buralardaydı biliyorsunuz.Benim Chiang Mai’deki arkadaşlarımla
bir İsrail restoranında; Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Budistler olarak, Ordadoğu ezgileri eşliğinde neşeli bir yemek yedik. Bana azıcık göbek bile attırdılar.Valla gene suç elbisenindi.. :))(Bu espiriyi sadece bazılarınız anladı ama olsun.)
Zeyno herkese Türkiye’den yanında getirdiği küçük mavi boncukları dağıttı, bu herkesin çok hoşuna gitti özellikle de restoranın sahibi olan tombul şakacı ve İstanbul’u çok seven İsrail’li hanımın.O da bizlere Türk lokumuna benzer tatlılar ikram etti. Çok sıcak ve içten bir yemekti.
Yemekten sonra hep beraber buranın en büyük meydanı olan Thai Pae meydanının daha boş bir köşesinde,  Benim gecen seneden arkadaşlarım olan yoga hocaları ve başka masaj öğrencileri ile bir araya gelip değişik birşey yaptik.Herkes yeniyıl ile ilgili tüm istek ve dualarını bir kağıda yazdı. Buralarda festivallerde kullanılan lanternler var ; kağıttan kocaman bir balon düşünün ve ortasına yerleştirilen bir kandili yaktığınızda içi dumanla doluyor ve basınçla gökyüzüne uçuyor ve geceler boyunca bir yıldız gibi orada asılı kalıyor.İşte biz de tüm dileklerimizi bu balonla gökyüzüne gönderdik.Değişik ülkelerden bir sürü insan olarak birbirimizin ellerini tutup kocaman bir çember oluşturduk ve balonun gökyüzüne uçuşunu seyrederken kendi dualarımızı ettik.Harikaydı herşey.
Yeni yıla meydanda danseden bir sürü yerli ve yabancıyla, havayi fişekler, gökyüzüne gönderilen yüzlerce lanternin ışığı, show kızlarının komik dans ve anonsları ve elimizde 7eleven’dan alınmış SPY denilen ucuz köpüklü şarapla birbirimizi öperek girdik.
Gecenin ilerleyen saatlerinde oradaki yabancıların çoğunlukta olduğu bir techno partisine gittik ve azıcık tepindik ayışığında.Efendime söyliyim sonra da makul bir saatte paşa paşa odamıza döndük Zeynoy’la ve mutlu huzurlu bir uykuya daldık.
Birkaç gün sonra Zeyno ve Defne okullarına döndüler.Zeyno’cum seninle çok güzel vakit geçirdik; buradan şerefine bir Pineapple shake kaldırıyorum:))
Benim okul son sürat devam 4. haftamdayım. Hızımı aldım, gerçekten nasıl masaj yapılması gerektiğini galiba ilk defa öğreniyorum.Hocam farklılığını ve tuhaflıklarını hergün gösteriyor. Birgün dünyanın en duyarsız insanı olabilirken, öteki gün başka hiçbiryerde göremiyeceğin birşey öğreniveriyorsun.Planlı programlı öğrenmeye endeksli insanlar için sinir bozucu ama ben bayılıyorum bunaJ
En büyük şanslarımdan biri de okul arkadaşlarımın hepsinin Masaj, Vücut Terapisi ve Yoga konularında uzman kişiler olmaları.Orada o kadar yakınlaşıyorsun ki bir süre sonra senin vücudunda problem gören herkes gelip sana yardım etmeye, aslında tedavi etmeye, yol göstermeye başlıyor.Amerikaya gitsem yüzlerce dolar vereceğim bir sürü şeyi burada huzurlu bir yer yatağının üstünde bir muz ağacının altında ayağında parmak arası terlikle oturan güzel bir kadın benimle seve seve paylaşıyor. Öteki taraftan da bu kadar yoğun enerji calışmaları yapılınca hergün hergün, vücut harekete gecen Chi enerjisiyle, o ana kadar mutlu mesut yaşadığı toksik ve zararli maddeleri yakmak istiyor ve ne oluyor bir noktada herkesin ateşi yükseliyor ve yatağa düşüyor.Bu sene ‘aa ne güzel bana olmuyor’ darken, dün geldi beklenen ateş. Bütün gün yataktaydım ama maşallah bugün canavar gibi sahnedeyim gene.
Bu hafta sonu Shin ve Judith’ le Burma’ya gidiyoruz 1 aylik vizemizi yenilemek için.Vize dolunca otobüse biniyorsun, Burma sınırından geçip o gün Burma’da dolanıyorsun,  sonar da geri giriyorsun ki sana 1 aylik daha vize versinler. Komik ama gerçek.
Galiba yeterince uzun yazdım, sonra gene yazarım..Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.
Esruşunuz.

Yorum bırakın »