Merkezimizi bulmak için gene kalktık Bali’ye gittik…

Kış boyunca Thai Masaj ve Medikal Çigong kursları için   metroyla, metrobüsle, trenle, uçakla semtten semte, şehirden şehire koştururken beni motive eden,  önümde sallanan bir havuç vardı. Okulumuzun Nisan ayında Bali’de gerçekleşecek Çigong kampı. Hayatın öğretmenlik kısmı benim için dışa dönüş, verme ve sorumluluksa; öğrencilik kısmı da kendine dönüş, beslenme ve eğlence demek.

Haftalar öncesinden valizimi hazırladım. Hocamın eşi Pi O geçen sefer götürdüğüm kuru kayısıları çok sevmişti, 2 kilo aldım. Çigong kampından önce jetlegimi atlatmak için kendime 3 gün hediye ettim ve hem okulumuz olan tapınağa hem de en sevdiğim kumsal Jimbaran’a yakın bir otel bulup yer ayırttım. Bütün sene çalışmış, ev ödevlerimi yapmıştım. Öğretmeye iznim olan formun dışındaki formları da bol bol çalışmış, kendimce farklı seviyelere çıkarmıştım. Biran önce gidip gelişmeleri hocama göstermek için can atıyordum. O 3 gün tatili de haketmiştim.

Bali malum hayli uzak. Doha havaalanında sabahlamalı, 24 saati geçen uzun bir yolculukla Jimbaran’daki otelime pestilim çıkmış halde, geceyarısı bir saatte ulaştım. Hay aksiydi ki, hocama ne kadar ilerlediğimi göstermek isterken ben , yolculuk belimi yamultmuş, hafiften topallamaya bile başlamıştım. Üstüne bir de yumurtalık sancısı eklenmişti. Moralimi bozmamaya çalıştım.

Kamptan önce kumsalda 3 gün tatil ilaç gibi geldi. Bodrum’lu arkadaşım Zeynep ve O’nun kuzeni,  benim  de öğrencim olan Hazal 1 gün sonra otelde bana katıldılar. Gelmeden kalacağım oteli grubumuzdan arkadaşlarla paylaşmıştım. Fransız arkadaşımız Catherine de gelince, daha kamp başlamadan tatlı sıcak bir aile olmuştuk bile. Kumsalda yol yorgunluğunu atıp, akşamları güneş batımına karşı deniz mahsüllü balık ziyafetleri çekerek kendimizi şımarttık. Belim dinlenince rahatlamış ama hala buradayım diyordu. Egzersizlere başlayınca geçer diye düşündüm.

Zeynep’le ben inziva konusunda geçen seneden hayli tecrübeliyiz. Tapınağın hemen dibinde, içinde 2 yer yatağı ve banyo dışında hiçbirşey olmayan, normalde Budist rahiplerin kaldığı odalarda ikişer üçer kişi kalacağımızı biliyoruz. Böyle bir ortamda daha önce hiç bulunmamış olan küçüğümüz Hazal’a durumu üstüne basa basa anlattık, o da bizi yapışık yaşadığı telefonundan kafasını 1 sn için kaldırmak suretiyle onayladı. Pazar günü kendisini adanın en  havalı yeri  olan Seminyak’a götürerek medeniyetle son birkez daha haşır neşir olmasını sağladık. İyi oldu ben de ayak masajı yaptırdım. Egzersizlere de bir başlayalım, belimin ağrısı geçecek biliyorum.

Pazar akşamı son frappelerimizi içmiş olarak kendimizi kampa teslim ettik. Hocamız bizi güler yüzle karşıladı, sanki daha dün berabermişiz gibi geldi bana. Hazal’ın şansı mıydı neydi bilmiyorum, biz Türk ekibine büyük bir kıyak geçti. Bu sene sayı biraz daha fazla olunca, tapınağa 5 dakika araba mesafesinde villalar kiralanmış, cüzzi bir karşılıkla üçümüzün orada kalabileceğini söyledi.  Hazal o kadar anlattığımız o yer yataklı odaları görmedi bile. Havuzlu, teraslı villamıza yerleştik; Hazal terastaki koltuğa uzanmış gayet doğal bir şekilde Instagram’daki hayatına devam ederken  Zeynep’le ben inanamayan gözlerle birbirimize bakıyorduk.

Yanımızdaki villada Hollanda’lı Eliza ve Pakistan’lı Shazia ,  karşımızdaki büyük villada da Hocamız ve ailesi kaldılar.Bir araba kiralandı ve okul günleri başladı. Sabah 6’da kalkış, 7:25’de Eliza’nın araba kilidini açan bipbip sesiyle fırlayış, 7:35’de tapınakta çoktan meditasyona oturmuş arkadaşların yanına sessizce yerleşip güçlü ve huzurlu bir dalganın içine kendini bırakış…Oh işte bütün sene hayalini kurduğum yerdeyim. Bence herşey çok güzel olacak.

İlk gün yumuşak ve yavaş başladı herşey. 20 kişilik grupta ilk defa tanıştığım sadece 2 kişi vardı. Yıllardır birlikte çalıştığım, geliştiğim ikinci aileme kavuşmuş gibiydim. Aradan bir sene geçmiş, herkes değişmiş ilerlemişti.İlk başladığı günlerini bildiğim, Chiang Mai’de yaşayan  Koreli arkadaşımız SayGin artık hocamızın öğretmen asistanlarından biri olmuş, hocalık ona ve bedenine çok yakışmıştı. Geçen sene 3 ayı birlikte geçirdiğim ve kızım gibi sevdiğim Ashley nasıl da güçlenmiş, postürü nasıl değişmiş. Geçen sene isim takmıştık, herkes hala “Küçük Ninja” diye çağırıyor onu😊 İlk gün herkes sarmaş dolaş hasret giderdi, Hocamızın eşinin 5 element ilkelerine uygun pişirdiği sağlıklı yemekleri yiyip sohpetler ettik. Hazal’ı da attık grubun ortasına, serbest bıraktık. Öyle güzel uyum sağladı ki hem insanlara hem egzersizlere gurur duydum doğrusu. Egzersizlerimizi yaptık ama hocamız bizi çok zorlamadı. Öğrencilerin bir kısmı zaten yıl boyunca Chiang Mai’de yanında, neredeyse hergün görüyor onları. Bizim gibiler ise yılda bir yada iki kez ortaya çıkıyoruz. X rey den geçer gibi bir kontrolden geçirildik bence o ilk gün. Zayıflıklarımız, gereksiz özgüven ve gereksiz güvensizliklerimiz eminim iyot gibi ortaya çıktı. Benim en büyük niyetim ne kadar da iyi bir eğitmen olduğumu hocama göstermek. Belim ağrıyor hala ama yarın öbür gün geçer nasılsa.

Sohpet ve alışık olduğumuz egzersizlerle geçen yumuşak bir ilk günün ardından Pi O ‘nun güzel yemeklerini yemiş, akşam meditasyonu için tapınakta toplanmıştık. Ellerimizi göbeğimizin altına yerleştirip yavaş yavaş yürümeye başladık.  Yıl içersinde yürüyüşüm de çok değişmişti, bunu da göstermek istiyordum doğrusu. Hocamız daha sonra katıldı aramıza ve bizimle yürümeye başladı. Yürüyüşe liderlik ederek grubu bir çembere dönüştürdü. Dönmeye başladık birbirimizin adımlarını takip ederek. Herkesin önündekine ayak uydurması ve mesafeyi koruması gereken bir yürüyüş bu, en önde hocamız var. Yürüyüş gittikçe hızlanmaya başladı, hızlandı, hızlandı, hızlandı….Hocamızın gür sesi duyuldu “Eric’in arkasında kim var?”. Ben vardım!  Hız arttıkça Eric’le aramızdaki mesafe gittikçe açılmıştı çünkü hızlı yürüyüş zaten tutuk olan belimi daha beter etmiş, bacağım adım atmaz olmuştu. “Ah sorry sorry Esra!” diyerek beni bir sandalyeye oturttu ve onlar yürüyüşlerine devam ettiler…

Ertesi sabah kötürüm gibi iki büklüm kalktım yataktan. Hayaller ve gerçekler…

Gerçekten sinirim bozulmuştu. Adet dönemi öncesi yükselen tansiyonumun da etkisiyle 2. günün akşamında tuvaletlerin olduğu barakada büyük bir ağlama krizi yaşadım. Hocamızın asistanı Seycin hissedip peşimden gelmiş. Ben gözlerimden fıskiye gibi fışkıran gözyaşlarıyla “Böyle şanssızlık olur mu be Seycin’im, 2 hafta eğitime geldim onda da belim tutuldu” tarzı şeyler gevelerken, O da bana sarılıp “Ama tatlım biliyorsun hep böyle olur bu işler, hepimizi zorluyor hoca bu kamplarda” diyerek kendinden birkaç örnek anlattı. Seycin’in dozunda yakınlığı ve basınçlı ağlamak çok iyi geldi. Suratım morarmış ve şişmiş olarak yanlarına gittiğim can yoldaşlarım Zeynep ve Hazal da türlü şaka ve şebekliklerle yüzümü güldürdüler. İyi ki  dostlarımız var ve  iyi ki bu kadar akıllı ve tatlılar…

Evet birinci dersimi almıştım. Burası yan gelip yatma, bakın ben nasıl olmuşum diye hava atma yeri değildi. Zayıflıklarımı görmeli, onları kabul etmeli ve doğru yöne doğru öğrenip anlamaya devam etmeliydim. Mızmızlanmayı kestim ve odaklandım. Günler günleri kovaladı. Birsürü formu defalarca tekrarladık. Hocamız herbirimizle kişisine göre değişen  bağlarını kurdu ve o bağlarla orkestra şefi gibi yönetti hepimizi 2 hafta boyunca. Tüm gruba konuşuyormuş gibi görünürken, o gözünün küçücük bir kayışında aslında hemen anlıyorduk mesajın hangimize verildiğini.  Bu sefer biraz daha teslim olup kendimizi açtığımız için herbirimizin içine üzerinde çalışacağımız yeni toğumlar ekti. Formların içinde doğru postürü yakalayıp daha akışkan hareket etmeye başladıkça, motion/hareket/momentum kavramları başka türlü bir anlam kazandı. Ben harekete teslim oldukça belim de açıldı, yürüyüşüm normale döndü. Ağrı arada sola, arada sağa kayıyor ama hareketimi engellemiyordu artık. Bir de birkez daha net bir şekilde anladım ki, çok uzun bir yolculuk bu. Hareketlerin içinde bize gösterilen hedefe doğru ilerliyorduk evet, hah tam aferin oldu dedikleri noktada şimdi bu geldiğin yeri kullanarak şöyle bir hedefe doğru ilerlemen gerek deniyordu…Eve üzerinde çalışacağımız yeni hedeflerle dönüyoruz her seferinde.

Hocamızın daha önce pek yapmadığı kişisel analizleri oldu bu sefer. Formun içersindeki bedensel tavrımızın kişiliğimiz üzerindeki yansımalarını görmemizi sağladı birkaç cümleyle. O birkaç cümle çekiçle vurulmuş gibi kazındı kafalarımıza. Mesela ben farkettim ki öndeki elimi/kolumu hep biraz daha fazla itiyor, geride kalan kolumu çekmeyi ihmal ederek tam denge noktasına gelemiyorum. Vücudumu daha rahat bıraktığım ve o bilgiye hazır olduğum bir noktada hoca arkadaki kolumu çekerek bunu anlamamı sağladı. Ve gözlerimin içine bakıp; “Esra you know what? You push and push and push…” (Esra sorun ne biliyor musun, hep itiyorsun hep zorluyorsun…) . Döndüm, hala bu cümleyle uğraşıyorum.

Bir başka arkadaşımıza ise sık sık aynı soruyu sordu formun içersinde bir şeyleri düzeltirken, “ What is your intention?” “Hedefini/Niyetini belli et!”  . Eminim O da bu cümleyle uğraşıyor.

Akşam Zeynep’le ve Hazal’la yorgun bedenlerimizi yatağa zor atarak, ogün olanları konuşarak uykuya daldık hep. Kampa katılan herkes benim gibi kendine düşen zorluklarla yüzleşti. Kimisinin dizi sakatlandı, kimisi grip oldu, Kimisi ateşlendi, Kimisinin migreni tuttu, Kimisinin boynu tutuldu, Herkes sırayla ağladı. Hocamız bile annesini kıramayıp bir parça tavuk yediği için ishal oldu. Kendisinin beni de işaret eden bir konuşmasında belirttiği gibi; Yaşadığımız bu dünya boyutunda acıdan ve sıkıntıdan kaçış yada kurtulma diye bir şey yok. Hoca olmak demek dünya üstü güçlere sahip olmak demek de değil. Sıkıntı ve ızdırap hep gelecek. Önemli olan o sıkıntı ve ızdırabın içinde dengede durabilecek kuvvetli bir merkeze sahip miyiz? Bedensel ve zihinsel olarak bulmaya ve güçlendirmeye çalıştığımız o merkez yok mu o merkez, işte herşey onda düğümleniyor…İstanbul’a döndüm. Hocamın sesi hala kulaklarımda “Fiiiind your center.” (Merkezini bul!)

“Thai Masaj”dan “Medikal Chi Gong”a

IMG_7465.JPGTHAI MASAJ
——————-
Neden sürekli Tayland’a gelip, aylarca kalıyorum? Dünyada gidilebilecek bir sürü cennet köşe dururken ben aylarımı, ayları üst üste koyarsan belki yıllarımı neden bu küçük, vızır vızır, gürültülü, havası boğucu, kargacık burgacık Chiang Mai’de geçiriyorum?

2002 yılından beri sürüyor ve sürekli güçleniyor bu küçük tropik şehirle bağım . İlk yıllarda Thai masaj merakıydı beni ikide bir buralara uçuran. Thai masaj’la birlikte bütün hayatım, vizyonum değişti. Ben Chiang Mai’ye geliyor, bütün dünyayla burada buluşuyordum. Başka bir yere gitmeme gerek yoktu. Çok güzel, köklü arkadaşlıklar kurdum; o arkadaşlıklar beni taa bu günlere taşıdı. Harika hocalarla çalıştım, ama aslında bağlı ve sadık kaldığım, izinden gittiğim tek bir hocam oldu.

Masaj yapmayı hep sevdim, meditasyonum oldu. Beni dönüp duran dünya kargaşasından koparıp içime döndüren, sessiz sessiz çalışmama izin veren bir güzel alan açtı. Yıllara yayılan harika müşteriler,dostluklar soktu hayatıma. Arkasından kendi öğrencilerim oldu, öğrettikçe daha da çok öğrendiğimi gördüm; öğrencilerimle birlikte hayatımda yeni bir dostluk ve paylaşım alanı daha oluştu.

Ben öyle çocukluktan beri sporla haşır neşir, yada doğuştan atletik bir insan olmadım hiçbir zaman. Hatta tam tersi diyebiliriz. Ortaokulda, lisede herkes kasaların üzerinden fıldır fıldır taklalar atarken ben hep kaytarmanın yollarını arardım. Tembellikten değil, beceremezdim gerçekten de. Dengeyle ilgili bir sorunum vardı, bisiklete binmeyi de beceremem ben. Yıllar içersinde yürümeyle ilgili sorunlarım oluşunca ortaya çıktı ki, kalçamın sağ tarafında doğuştan gelen ve tüm dengemi altüst eden bir şekil bozukluğu var. Bel ve bacak ağrıları hayatımın bir parçası olmaya başlarken, tesadüfler beni Hindistan’a, Tayland’a taşımaya başladı. 2000’li yılların başındayız, ve alternatif akımlarla yeni yeni tanışıyoruz.Ağrılara çare ararken hayatıma giren masaj, zamanla hayatımı da şekillendirdi.

Evet, masaj yapmayı hep sevdim. En çok da, bana güvenip kendini tamamen bırakan, birlikte sevgi şevkat alanında gevşeyerek, farklı bir zihin seviyesi yakalayabildiğimiz partnerlerimle çalışırken sevdim. “Hah, orası orası bastır oraya” diyenlerle beden seviyesinde kaldık, ordan ileri gidemedik 🙂 İşini ciddiye alan, tecrübeli ve hassas bir terapistin seans üzerindeki etkisi şüphe götürmez. Gel gör ki her bir terapi karşılıklı etkileşime göre şekillenir. Çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra anladım ki, eğer fiziksel yada zihinsel bir gevşeme gerçekleşiyorsa bu genellikle partnerim buna hazırsa veya izin verirse gerçekleşiyor. Ben ancak ona tecrübemle, yumuşaklığımla güvenli bir alan açabilirim; o da bu alanı nasıl kullanacağına kendi karar verir. Bazısı o alana şöyle bir girer, bakar; ortam fazla sessizdir ve bu ona iyi gelmez, hemen çıkar sohpet etmeye başlar. Kimisi çok yorgundur gözünü kapar kapamaz uyur, “yaaaaa hiçbir şey hatırlamıyorum” diye hayıflanır masajın sonunda. Kimisi sessiz kalır ama gözlerini (ve zihnini) kapatamaz, her şeyi sorgular, takip eder ama bu takip zihin seviyesinde kalır, ne beden ne de zihin tam olarak gevşer. Birçok kişi ise zaman ve para ayırdığı bu tecrübenin hakkını verir. Masaj insanın kendine verebileceği en güzel hediyelerden biridir çünkü. Hayatlarımız zaten hep başkaları için bir şeyler yapmak üzere kurulu neredeyse. Patronumuz, çocuklarımız, eşimiz, arkadaşlarımız için koşturur dururuz, kaslarımız atağa geçmek için hep hazır durumdadır. Egzersizin de genelde çaba gerektirenini seçer,kaslarımızı eklemlerimizi hep aktif tutarız. Oysa, bedeninizi ve zihninizi kendiniz için açılan o sessiz alana bıraktığınızda artık siz hiçbirşey yapmak zorunda değilsinizdir, çok da güvendiğiniz biri sizin için sevgiyle çalışmaktadır, kaslarınız fişi tamamen çekmek zorunda kalmadan kendini bırakırken, zihniniz yükselerek daha güzel bir manzaranın tadını çıkartabilir.Gevşerken ağlayabilirsiniz, gülebilirsiniz bunların hepsi güzeldir. Hepimizin keman yayı gibi gerildiği günümüz dünyasında, iyi performe edilen bir Thai masaj seansı nefesle de birleştirildiğinde büyük bir gevşeme yaratabilir. (Kötü yapılırsa tabi ki tam tersi olur :).

Lakin adı üstünde; Thai masajına “Tembel insan yogası” deniyor. Yani “holistik yoldan gidiyorum, oh ne güzel, bütün dertlerime de şifa olsun inşallah” derseniz yanılmış olursunuz. Bu günümüz modern insanının “şifa dışarıda bir yerde bulunabilen bir şeydir” inancından doğan bir yanılgıdır. Yılların tecrübesi bana işimle ilgili şunu net bir şekilde öğretti; masaj, vızır vızır çalışan zihinlerimizin kaskatı ettiği bedenlerimize derin bir nefes aldırmak, kan ve enerji pompalamak için kullanabileceğimiz harika bir “yardımcı” yöntemdir.Evet çok rahatlarsınız ama gündelik hayattaki hatalı alışkanlıklarınızı değiştirmediğiniz sürece sorunlar er yada geç kendini tekrarlar. O yüzden, tembellik tuzağına düşüp düşmediğimizi sürekli kontrol etmekte fayda var. Çünkü, herkesin hayallerini; vereceği bir tedaviyle her derde deva olacak kahraman bir doktor, Nefesi kuvvetli bir şifacı, elleri büyülü bir masajcı, her şeyi billur gibi ortaya koyan bir astrolog, Koyduğu 3 iğneyle her şeyi çözen bir akupunkturcu yada bir kütürdetmeyle tüm vücudu hizaya koyan ünlü bir kayropıraktır süsler. Dertlerimize şifa bulmak için, kulaktan dolma da olsa, o terapistten bu terapiste dolaşır, sırt üstü yatar o “başka birisinin” bize şifa vermesini bekleriz. Fizyoterapiste gideriz; günde 2 defa yap diye verdiği 10 dakikalık egzersizleri belki 5 gün yapar, “Ay vaktim yok yapamıyorum” diyerek bırakır, ağrılar tekrarlamaya başlayınca da gene masajcı, şifacı ararız.

20’li yaşlarımdan beri, ağrılarıma şifa, dengesiz yürüyüşüme denge bulabilmek için .ben de yukarıdaki etapların hemen hepsinden geçtim sayılır. Biraz Yoga da yaptım ama derinleşip ahkam kesecek kadar ileri gidemedim, dertlerime şifa olacakmış gibi hissettirmedi bana. Sürekli masaj yapıyor, araştırıyor, arada Tayland’a gidip geliyordum. Görünen bedenimizin yanı sıra, kaslar eklemler gibi göze görünmeyen elle tutulmayan bir enerji ağından bahsedilip duruluyordu. Bazı sistemler çakralardan, bazı sistemler enerji meridyenlerinden bahsediyordu. Öğrenciliğe olan merakım ve o sıralarda özel hayatımın beni pek mutlu etmiyor oluşu nedeniyle arabamı satıp, evimi kapatıp soluğu Şangay’da aldım 2007 senesinde. “Shanghai University of Traditional Chinese Medicine” bünyesinde yabancılar için açılmış olan Çin Tıbbı, Akupunktur, Tuina masajı kurslarına katıldım. Çin Tıbbı hastanesinde staj yaptım, aynı zamanda havalı bir Spa’da masaj terapisti olarak çalıştım. Bu dönemde Şangay’dan yazdığım mektupları ve fotoğrafları bu blogtaki diğer menülerde bulabilirsiniz.

Oh süper harika şeyler öğrenmiştim. Şimdi CV’im de daha havalı görünüyordu. Kafamda zihnimde pek de güzel belirginleşmişti Chi, Yin&Yang, 5 element teorileri ve meridyenlerin işleyişi. Hastalara akupunktur yapmış, iğnenin ucuyla chi yakalamış çok heyecanlanmıştım. Hayatıma Cupping, moxa, Guaja gibi uygulamalar girmişti.Ama hala bir başkasının bir başkasına uyguladığı terapiler döngüsünden çıkamamıştım. Kendim de hastanede belime bıkınıma iğneler, elektrikler, masajlar ne varsa uygulatmıştım. Ama olmuyordu. Geçer gibi oluyor, ama sevgili travmalarım oturdukları yerlere geri dönüp tekrar oturuyorlardı . Çinli doktorlar da aynı batılı doktorlar gibi “Sen en iyisi pek fazla yürüme” demeye başlamışlardı.

Devam edecek…

Medikal Chi Gong

Bali(BU YAZI BİR ÖNCEKİ YAZININ DEVAMI OLARAK YAZILMIŞTIR.)

Şangay’dayken Çin tıbbının ana başlıklarıyla ilgili bir çok eğitim gördüm. İki başlık hariç; birisi bitkisel ilaçlar diğeri de “Chi Gong”. Bitkisel ilaçlar çok kapsamlı bir alan, girsen çıkamazsın o yüzden hiç ilgilenmedim. Chi Gong hep ilgimi çekiyordu ama bizim kursun bir parçası değildi. Benim de kendime ayrı bir hoca bulup çalışacak vaktim yoktu, zaten Şangay’da böyle bir hocayı bulmak o kadar da kolay değildi. Bize Tuina masaj dersi veren hocamız chi gong’dan etraflıca bahsetti ve iyi bir terapistin mutlaka bu sistemi anlaması gerektiğini, yoksa masajımızın da derinlikten uzak mekanik düzeyde kalacağını söyledi. Kollarımıza dokunarak aradaki farkı anlamamızı sağladı. Yıl 2008, ben o günden sonra kendi Chi Gong hocamı aramaya başladım. Uzun bir yolculuğa çıkmayı planlıyorsanız, rehberinizi iyi seçmeniz gerekiyor.

Benim hocamı bulmam 4 senemi aldı. Gene hayatın bazı dönüm noktaları beni ona – onu bana getirdi, gene Tayland’da, gene Chiang Mai’de. Böylece 2012 senesinde “Medikal Chi Gong” la tanıştım ve hayatım yepyeni bir BOYUT kazandı. Neden bu kadar uzun sürdü hocamı bulmam? Çünkü kendi bedenimde dengeyi ararken hayatta da her şeyin dengede olanının makbul olduğuna inanıyorum. Şifa sanatlarının da fazla mistik, fazla özel, az anlaşılır şekilde sunulanından pek hazzetmiyorum. 🙂 Hocam beni ilk görüşte etkiledi çünkü anlattığı ve uyguladığımız herşey önemli bir sistemin parçasıydı ve uyguladığımız her formun evrensel fizik kurallarına göre bir açıklaması vardı. Asla şov yapmıyor, seviyeyi hep sınıfın seviyesine uygun tutuyordu.Chi Gong’u anlayabilmek için doğayı dengede tutan fizik kurallarını anlamak ve bedeni buna uygun hareket ettirmek gerekiyordu. Zordu ama herkes yapabilirdi ve çok heyecan vericiydi.Masajı bir meslek olarak seçmiş, isteyenlerle paylaşmış, hayatımı böyle kazanmaya başlamıştım. Chi Gong ise benim kendi keşif yolculuğum olacaktı.

Bugüne kadar tanıştığım, uyguladığım her sistem “dıştan içe” yönlenen bir şekillendirme üzerine kurulmuştu. Tıpkı içerden rutubet kusan bir duvarı üstten boyamak gibi; bir süre harika görünüyor sonra alttaki rutubet, kir pas yeniden dışarı taşıyordu. Aldığım eğitimlerin hepsi başka bir yönü işaret ediyordu. Evet, “içten dışa” yönelen bir güçle vücudumu şekillendirebileceğimi anlamıştım anlamasına da; bunu zihnin anlamasıyla vücudun anlaması bambaşka şeyler. Uzun çok uzun egzersizler serisi , ara vermeden aylarca süren eğitim kampları, kendini öğrenmeye adamak ve hiç sıkılmadan sürekli yapmak yapmak gerekiyordu. Ben de öyle yaptım ve yaklaşık 4 senedir kendimi medikal chi gong’a adadım. Çin Tıbbı doktoru olan hocama ve önümüze sunduğu sisteme zihnim soru işaretsiz inanmış, vücudum ilk defa içinden gelen kendi şifa mekanizmasını hissetmeye ve anlamaya başlamıştı. Sanki bedenimin tam merkezinde kapıları kilitli ışıklı bir oda vardı ve belli formları takip ederek yapılan egzersizler birer anahtar gibi kapıları aralıyor ve etrafındaki diğer odalara da ışık sızmaya başlıyordu.

Çok atletik biri olmayabilirim hatta bana dengesiz(!) bile diyebilirisiniz. 🙂 Lakin Medikal Chi Gong rayından çıkmak üzere olan beden sistemimi yeniden rayına oturtmamı sağladı. Her birimizin kendimize özgü bir beden taşıma biçimi var. Özellikle gündelik sıradan hayatımızı yaşarken, yürürken, otururken, kalkarken, yatarken, ayakta öylece dururken geliştirmiş olduğumuz duruş alışkanlıkları var. Bu duruşları kısmen kaslarla kontrol ediyor, vücudun belli bölgelerindeki kasları sürekli kasılı tutarak bedeni de ayakta tutmaya çalışıyoruz. Bu belli yerlerinden kasılı duran vücut biçiminin içindeki boşluklarda da sürekli dolaşan bir iç basınç var, duruş biçimine göre o da belli yerlerde birikmek zorunda kalıyor. Hatalı duruşlar sürekli tekrar ettikçe hem dışarıdan kas ağrılarına hem iç basınçın sıkışması nedeniyle çeşitli başka iç rahatsızlıklara neden olmaya başlıyorlar. Sorarsanız herkesin sürekli tekrarlayan kendilerine özgü rahatsızlıkları vardır . Medikal Chi Gong’a başladığınızda öyle hemen size anlam ifade etmeyecek meridyenler yada enerji akışından filan bahsetmeye başlamayız. Egzersizler sırasında doğru hizalanma ve duruş, yanlış gündelik hayat alışkanlıklarının egzersizler yardımıyla olması gereken yöne döndürülmesi esastır.Temel sorunların çoğu vücudun belli bölgelerini aşırı aktif tutup (enerjinin çoğunu buralarda hapsedip) bazı bölgelerini çok az kullanmaktan kaynaklanır (enerjinin buralara akmaması) . Hedef kasları olabildiğince rahat bırakıp, içbasıncı kullanarak vücudu dengede tutmak; kasları hiç de fazla zorlamadan merkezden hareket edebilmek ve enerjiyi doğru yönlendirebilme kabiliyeti kazanmaktır. Bunları yaparken en önemli araçlardan biri olarak nefesi kullanırız. Egzersizler bir hocanın rehperliğinde inançla ve düzenli yapıldığında vücut güçlenmeye ve daha önce aşina olmadığı yeni alışkanlıklara doğru evrilmeye başlar.

Bu egzersizler mesela bana, sürekli sağa kaçan ağırlık merkezimi ortada tutmayı öğretti. Sağ bacağım hala başka türlü hareket etmek istiyor ve eski alışkanlıklarım sürekli beni ele geçirmek için tetikte bekliyorlar. Zaman zaman ele geçirdikleri de oluyor ama önemli değil. Egzersizlerime geri döndüğümde merkezimi yeniden bulabiliyor ve güçlendirebiliyorum. Artık, çok abartmadığım sürece, yürüme sorunum da kalmadı çok şükür. Ben 3,5 senedir düzenli olarak kliniğe gidip uzun süreler kalıyorum. Benim gibi olanlar , benden uzun yada kısa kalanlar var ve hepsinin ayrı bir hikayesi, gelişimi var. Yıllar içersinde bunları izlemek, gelişimlerini görmek inancımı daha da pekiştirdi. Bazı arkadaşlarımız senelerdir adet görmezken normale döndüler, uyuyamayan arkadaşlarım mışıl mışlı uyuyor, Mutlak diz ameliyatı denen bir arkadaşımızın dizi canavar gibi çalışıyor, Göğsünde kistler bulunan bir arkadaşımızın kistleri yok oldu, 80 yaşlarına yakın bir çiftimiz var yıllardır tanışıyoruz; ilk tanıştığımızda egzersizleri sandalyede oturarak yapıyorlardı artık bizimle 1,5 saat ayakta egzersiz yapıyorlar. Bir de 2 senedir hiç aralıksız hocamızla çalışan bir arkadaşımız var, ilk tanıştığımızda henüz yeni başlamıştı.Kendisini agresif bulmuş fazla samimi olmamıştım o sefer. Uzun bir aradan sonra yeniden bir araya geldiğimizde gözlerime inanamadım. Bambaşka bir insan olmuştu, ifadesi, konuşması değişmiş, alnındaki ve kaşlarının arasındaki daimi çatık çizgileri ortadan kalkmıştı.Tabi ki çok iyi iki arkadaş olduk bu sefer. 🙂

Biliyorum, Chi Gong yada Tai Chi denince hemen gözünüzün önüne ya yavaş yavaş dans eder gibi yapılan havalı ve şık hareketler yada güçlü savaş sanatları figürleri geliyor. Bedenimizde geliştirdiğimiz yanlış duruşları düzeltmeden ; size ait olan ama kendinizi sıkmaktan hissedemediğiniz enerji vücudunuzu anlamaya başlamadan bu formlara geçmeyi ben çok doğru bulmuyorum. Yapılabilir ama vücut aktivitesinden öteye gitmez. Medikal Chi Gong çalışmalarımızda, “Seven Static Poses” ve “Dinamik Egzersizler”le başlayıp, ilerleyen evrelerde “Seven Stars” “Fire Form” “Three Steps”gibi formlara yavaş yavaş geçiş yapıyoruz.

Ben bu yolculuğa Chi Gong hocası olmak için çıkmadım lakin sisteme olan bağlılığım, inançla egzersizleri yapmak suretiyle bedenimde (sanırım zihnimde de 🙂 gözle görünür iyileşmeler olması sonucunda hocamın onayıyla eğitmen oldum. Öğretebileceğim formlar belli, diğer bazı formları ise hala çalışıyor ve geliştiriyorum. Hocamın söylediğine göre kendi bel, skolyoz ve kalça problemlerim üzerinde çok çalıştığım için, bu tarz sorunları olan kişilerle çalışmak hem benim için hem onlar için çok faydalı olacak. Bu sefer kaldığım 2,5 ay boyunca kendi egzersizlerimin yanı sıra , yoğun bir chi gong öğretme, hocalık yol yöntem eğitimi aldık diğer hoca adayı arkadaşlarımla. Ve döndüm, hazırım paylaşmak için. 🙂

Esra’nın Kliniği.

Çok heyecanlıyım! Plan program yapmadan kendime işyeri için bir yer tuttum. 1 oda 1 salon 1 banyo 1 mutfak, yani 90/60/90. Ben Antalya’dayım O Beyoğlu’nda, aşıklar gibi kavuşmak için gün sayıyoruz. O içine hayat götürmemi bekliyor, bense onun hayaliyle yaşamanın keyfini çıkartıyorum biraz daha; hiçbirşey planlamadan, strese girmeden, bu sefer çok da fazla “push” etmeden. Kendi kendine ve yavaş yavaş dolsun Esra’nın kliniği.

Bütün yazı içi boş bir dairenin hayalini kurarak geçirdiğim de zannedilmesin. İş planları, tanıtım yazıları, iventler miventler yapmam gerekirdi belki ama ben bunlar yerine kendimi kendi sağlık sorunlarımı çözmeye verdim. Her ne kadar entellektüel zekam bayılsa da çeşit çeşit bilgiyle uğraşmaya bunu belli bir sınırda tutmayı öğrettim kendime artık. Zihnimi bilgiye boğup sonra da sadece o bilgiyi sattığım zaman kendimi tüccar gibi hissediyorum çünkü. Bir yerden alıp başka bir yere satıyorum gibi oluyor. Acaba ben anlamış oluyor muyum ? Yoksa anladığımı mı zannediyorum, hiç emin olamıyorum.

Madem Esra’nın kliniğine gelecek güzel insanlara bedenlerinden yola çıkarak yardım etmek istiyorum, aynı yolculuğu kendi bedenimde yapmazsam onlara nasıl rehberlik edebilirim. Zihin kimyası beden kimyasıyla direkt ilgiliyse o zaman yolculuk zihinde değil bedende başlamalı bence. Akut yada kronik her türlü rahatsızlığımız onları görmezden gelmemiz için yada bazı gereksiz ilaçlarla üstlerini örtmemiz için oluşmazlar. Birşeyi öğrenmemiz ve çözmemiz için oradadırlar. Biz onları görmezden geldikçe aynı ya da değişik şekillerde hep ortaya çıkarlar.
Diyerek;
Bel, kalça ve skolyoz çalışmalarına bir de rahimi ekledim bu yaz. Çalışma süreci gösterdi ki zaten hepsi birbiriyle çok alakalı.

Her ay yumurtlama döneminde, Yıllar geçtikçe artış gösteren bir yumurtalık ağrım olur benim. Ağrıların başladığı ilk yıllarda, düzenli gittiğim doktorum (erkek) bunun birçok kadında görüldüğünü, korkacak bir şey olmadığını, rahmimde miyomlar gördüğünü ama operasyona gerek görmediğini söylemişti. Ben de madem durum yapısal bir şanssızlıktan ibaretmiş diyerek o ağrıları çeker dururum 7/8 senedir. Geçtiğimiz Mart ayında, tam da Bali’deki Çigong kampımıza gitmeden hemen önce farklı yoğunlukta ve geçmeyen bir ağrı olunca, ne olur ne olmaz diye apar topar tanımadığım bir başka erkek doktora daha gittim. Direk “Sen nasıl yaşıyorsun böyle? Hemen almamız lazım bu rahim kistlerini” dedi. Korkutmaya yetecek bir sürü şey de söyleyerek uğurladı beni Bali’ye, döner dönmez bekliyorum diyerek. İkna etmişti beni; Bütün kistleri aldıracak hayatımı zehir eden o ağrılardan ebediyen kurtulacaktım. Kararım karardı. İnadım tuttu mu kimse beni yolumdan döndüremezdi ne de olsa. Aynı kararlılıkla gittim dikildim hocamın karşısına. “Ben ameliyat olacağım, sonra çigong yaparak bölgeyi iyileştireceğim” dedim. Gözlerindeki tepkisiz ama beni onaylamayan inatçı hoca bakışıyla karşılaşınca başıma iş aldığımı anladım ama çok geçti.

Böylece kampın ana temalarından biri de kendi kendine oluşmuş oldu. Mesajlar uzun ve sıkıcı bir konuşma olarak değil, uygun yer ve zamanda zihnimde yer edinecek şekilde ve sıklıkla tekrarlandı. Döndüğümde hala ameliyat olma niyetindeydim ama aldığım mesajlar da kafamda dönüp duruyordu:

– Beden senin bedenin vereceğin karar senin kararın. Ben sana gösterilen bir yola alternatif başka bir yol daha olabileceğini söyleyebilirim sadece. Seçimi sen yaparsın.
– O kistleri kesip almak kesin sonuç olmaz, sıklıkla vücut onları yeniden üretir.
– Sen artık çok genç değilsin, yumurtlama durduğunda ağrılar da kistler de kendiliğinden azalacaktır.
– Keselim alalım yaklaşımı bedende geri dönülmez başka sorunlar yaratabilir.
– Yediğine içtiğine dikkat ediyor musun? Bu tarz miyomlar yediklerimizle çok alakalıdır.
– Yıllardır sebatla üzerinde çalıştığın TQH çigong egzersizlerinin kıvamı ve yeni postürün daha henüz rahim üzerinde çalışabilme seviyesine geldi. Miyomlar da o bölgedeki blokajlar olduğuna göre çi ile neler yapabileceğine bakmak istemez misin?
– Ve hala ameliyat olacağım diyorsan lütfen son bir kez de kadın bir jinekolağa git. En azından o belki kadın olarak daha çok empati kurabilir.

Dedi.

Güzel dedi de, aldırsam kurtulsam daha kolay olurdu bence. Canım tıp dediğimiz şeyi de tümden inkar edecek halimiz yok herhalde? Diyerek, bu sefer ordinaryüs doçent doktor operatör süper şahane bir kadın jinekolog tespit edip randevulaştım kendisiyle. Her zamanki pozisyonumu aldım ve ağzından çıkacakları can kulağıyla dinlemeye hazırlandım. O benimle empati kuracaktı, hocam öyle söylemişti. Kadın hocamızın benimle öyle uzun uzun konuşmaya vakti yoktu ama. Ne de olsa günde birçok ameliyat yapıyordu ve benimkisi de o sıradan vakalardan biriydi. Ve evet bu rahim derhal ameliyat olmalıydı ve en önemlisi benim yaşım geçgince olduğundan nasılsa çocuk yapmayacaktım, dolaysıyla artık bir rahme ihtiyacım yoktu. Açınca bakacağız, gerekirse rahmi tümden alırız rahat edersin dedi!

Öyle demeseydi iyiydi. Yani yıllardır iyi kötü yaşıyoruz rahmimle, vücudumun bir parçası için öyle kolayca kesip atarız demesine gücendim biraz doğrusu. Omuzlarım düşük, eski kararlılığımdan eser kalmamış olarak döndüm evime. O günün akşamı tesadüfler eseri Gizem ve İrem’le buluştum Beşiktaş’ta. Tanıyanlar bilir Gizem Onay Collet Ankara’da bir süredir rahim sağlığıyla ilgili bitkisel tedaviler ve maya masajıyla ilgili çalışmalar yapıyor. Çok da güzel sonuçlar alıyor. İrem ve Gizem’in verdiği destekle o akşam ben ameliyat fikrini askıya almaya ve Gizem’in göndereceği bitkisel tentürlerle birlikte hocamın işaret ettiği egzersizleri yaparak doğal yöntemleri denemeye karar verdim.

Ertesi sabah kararımı bir mesajla hocama da bildirdim. Yeme içme konusunda bana yol gösterebilir misiniz diye sordum, o da net bir şekilde “kırmızı et yemeyi kes.” dedi. Herkes bilir ben et yerim, severim. Ama uzun süredir bolca yediğim ve hazmı zor olan birşeye bir süre ara vermek fikri de hiç fena gelmedi. Buna bir de sık yediğim çikolatayı ekledim.Bu arada konuyla ilgili bir sürü kaynağa başvurunca, kendime bitkisel çaylar, tentürler, masaj ve en önemlisi çigong egzersizlerinden oluşan bir tedavi programı oluşturdum. Burada bunların detayına girmiyorum. Çünkü herkesin tedavisinin kendine özgü olması gerekir. Bana iyi gelen bir tedaviyi kamuya açmayı doğru bulmuyorum. Eminim ameliyatın gerekli olduğu bir sürü de vaka vardır, ameliyatından memnun olan bir sürü de insan vardır. Ben de her yola baktım ve en kısa olanı değil de en uzun yolu seçtim diyelim. Hocam sabırlı olmamı, tam neticeye ulaşmanın 6/7 ay sürebileceğini söyledi bu arada.

Beni ameliyat yolundan çeviren hocama ve arkadaşlarıma teşekkür borçluyum. Son 3 aydır yediğim, içtiğim ve yemediğim şeylerin desteğiyle birlikte, rahim bölgesini güçlendirecek egzersizlerime ağırlık verdim. Videolarımı hocama gönderdim, o bazı şeylere dikkatimi çekti. Dantien ve rahim bölgesini hiç tahmin edemeyeceğim bir şekilde hissedebileceğimi ve bırakabileceğimi öğrendi vücudum. Tek sıkıntım olan korkunç ağrıların seviyesi 9’dan 5’e düştü bile. Bu bilgi orada yoktu, artık var ve kendi tecrübe ettiğim bu bilgiyi aktarabileceğim bir kliniğim de var artık. Okulumuzda öğrendiğim tüm egzersizlerin etki ve gücüne çok inanıyorum. İnançtan çok biliyorum demem daha doğru aslında. Bu bilgiyi hem grup dersleriyle hem de bireysel seanslarla aktarmayı planlıyorum. Kişisel seanlarda geliştirdiğiniz postürel alışkanlıklar doğru yöne doğru değişirken biraz zorlanacaksınız belki ama grup derslerindeki çalışmalar daha zevkli olacak. Ben şimdiden çok heyecanlı ve mutluyum. Sonuca varmak biraz zaman alabilir ama varıldığını ben biliyorum. Sabırla bu yolu denemek ve ben de bilmek istiyorum diyenlerle de buluşmayı çok istiyorum…

DALDAN DALA SAVRULARAK NEYİ NE KADAR ÖĞRENEBİLİRİZ ?

 

TELEFON 1546

Ben Çigong öğrenmeye başladığım o gün o kadar inandım ki davaya, şartlar elverse yıllarca o klinikte kalır hatta ömrümü çigong öğrencisi olarak geçirebilirdim. Sistemin bir ilaç olduğunu zihnim anlamış, acılar içindeki zavallı bedenim de birşeyler sezinlemişti. En çok da o acıların sadece 1 hafta çigong eğitimi alarak  geçmeyeceğini…

Daha genç olsam, “ben kalayım burada, karşılığında temizlik yaparım” gibi birşey derdim belki ama, İstanbul’da bekleyenlerim var ve ayrıca ne yalan söyleyeyim temizlik yapmaktan da nefret ederim. Düşündüm taşındım ve dedim ki, şimdi kalabildiğim kadar kalayım, ilerde çalışıp biriktirdiğim bütün paraları bundan sonra çigonga yatırırım. Öyle de yaptım. Bence müthiş bir yatırım. Bütün doktorların yaşlılık zamanlarım için muştuladıkları kalça operasyonundan yırtmış olabilirim böylece.

Sonradan düşündüğümde neydi beni güvenle sisteme bu kadar bağlayan şeyler diye, bir anı geliyor aklıma mesela: Ayakta 2 saat süren ve benim için oldukça acılı geçen  bir dersin sonunda, hocamızın anlattıklarını dinlemek üzere yere çökmüş, kendimi bir duvara dayamıştım. Bize egzersizler sırasında  liderlik eden, hocamızın birinci asistanı, kendisi de ileri seviyede bir hoca olan Sachie,  Japonlara has zerafetiyle yanıma sokulup, duvarla zonklayan belimin arasına çi dolu elini yerleştirdi. Kimseler görmedi. Öylece hocamızı dinledik. Biraz önceki egzersiz sırasında ellerine dolan canlı enerjiyi yavaş yavaş akıttı acımın üzerine. Duyduğum minneti anlatamam. Hem minnet, hem de ne özenme! Ben yıllardır masaj yapıyordum ama yaptığımız şey kasları eklemleri çekiştirmekmiş meğer. Çok rafine çok canlı bir şey vardı belime akan ve çok gerçekti. Herşeyi sorgulayan zihnim hiç bu kadar emin olmamıştı; öyle elimi koydum, Allah rızası için de niyet ettim demekle akmıyordu o şey. Doğaya ait bir matematiği öğrenmek ve vücutta işlemesini sağlamak, yani çok çalışmak gerekiyordu.

Bu anımdan yıllar önce Şangay Üniversitesi bünyesinde Çin tıbbı öğrenirken, Tuina masaj doktorlarımızdan biri kolumu kavramış, vücudunu neredeyse hiç kıpırdatmadan çok ilginç bir titreşim yaymıştı bedenime. Dışarıdan bakan kolumu tutan bir adam görürdü sadece,  ama benim kolumda tsunami kadar kuvvetli dalgalar dolaşıyordu. O kadar gerçeküstüydü ki, adam şapkadan tavşan çıkartmış hissi uyanmıştı bende. Zihnim anlamayı bile reddetmişti yani. Kendimi o noktaya gelmiş olarak hayal dahi edemedim ama biliyorum o an yüreğime çigong toğumlarının ekildiği andır. 4 sene sonra o toğum hocamın Tayland’daki kliniğinde Sachie’nin parmaklarından dökülen can suyu enerjisiyle ilk yapraklarını verdi ve ben de artık onu kendim suluyor, seviyor ve sağlıkla büyütüyorum.

Aynı metaforla devam edecek olursak…Bugün ektiğiniz toğumun bir ağaç olması için bir emek bir çalışma gerekiyor. Bahçemde limon ağacım olsa diyorsanız, öncelikle akşam salataya sıktığınız limonun toğumunu ıslak pamuk arasında kaloriferin üstüne koymanız, o toğuma inanmanız, hergün yanına gidip ona sevgi ve su vermeniz gerekiyor, başverirse küçük bir saksıya koymanız, büyümesi için saksısını değiştirmeniz, toprağına vitamin katmanız, Yerini akıllıca ayarlamanız gerekiyor. Onu dinlemeniz, gölge mi seviyor, güneş mi seviyor diye kulak vermeniz gerekiyor…Kısaca Bir toğumun bir fidan, bir fidanın bir ağaç olması için önce sizin çabanız gerekiyor.

Bunu okuyan öğrencilerim varsa, konuyu nereye bağlayacağımı anlamışlardır 🙂

Hocamın izni, teşviki ve hiç kesilmeyen desteğiyle son üç senedir ben de üç büyük şehirde eğitimler veriyorum. Bu arada düzenli olarak kendimi ve eğitmen vasıflarımı geliştirmek için Tayland’daki çigong kliniğimize ve Bali’deki yoğunlaştırılmış çigong kamplarımıza katılıyorum. Her gidişimde de 2/3 ay kalıyor ve bu süre boyunca da hergün tekrar ediyorum hergün (Pazar dahil) okula gidiyorum. Çünkü diğer bütün arkadaşlarım da hevesle gidiyorlar. Herkes buradayım ve kendimi daha ne kadar geliştirebilirim diye uğraşıyor. Buradayım ve daha ne kadar öğrenebilirim çabası içersindeler.  İstekle ve hergün hiç sıkılmadan aynı egzersizleri tekrar eden bedenlerimizde gözle görülür bir rahatlama oluyor bir süre sonra. Ben kendim farkedemesem bile diğer arkadaşlarım bendeki değişimi, ben de onlardaki gelişmeleri çok net görebiliyorum.

Böylesi bir gelişimin tek bir sebebi var. İnanarak, sıkılmadan hergün aynı egzersizleri yapmak!! hocalarımızın işaret ettiği düzeltmeleri hiç gocunmadan egzersizlerin içinde hissetmeye çalışmak; her düzelmenin ardından yeni bir düzeltmenin geleceğini bilmek, düzeltilmekten yorulmadan , aynı duruşları ardarda tekrarlarken o duruşların içinde sürekli gelişmeye çalışmak.

İstanbul gibi bir şehrin keşmekeşi, yoğunluğu içinde öğrencilerimizden böylesi bir adanmayı beklememiz gerçekçi değil biliyorum. Şahsen benim beklediğim, günün herhangi bir saatinde kişinin kendi belirleyeceği  bir rutinle egzersizlerin az ya da çok tekrar edilmesi. Bu söylediğimi en minimum düzeyde yapanlarda bile inanılmaz sonuçlar gerçekleşiyor, şaka değil. İstanbul’da bu sene devam eden eğitimim sırasında iki bayan öğrencim sürpriz bir şekilde hamile kaldılar.  Bir tanesine doktoru bile çok şaşırdı, çünkü epeyce sorunlu bir geçmiş vardı o bölgede. Nasıl oldu? Çünkü  öğrendiği limitli pratiği neredeyse hergün tekrarladı, arada bana videolarını gönderdi ben düzeltmeler yaptım. Yapabildiği kadar yaptı hep ve inanarak yaptı. Ankara’daki öğrencilerimden biri yıllardır günde 4 saatten fazla uyku uyumamışken, 1. Modülün ardından akşam 8’de yatıp sabah 8’de uyandı. Ardından da en düzenli yapan öğrenciler arasına girdi. Yapabildiği kadar yapıyor ve yıllardır süre gelen, bazen sebepsiz düşmelere sebep olan denge problemi de çözüldü. Türkiye’nin en büyük spor klüplerinden birinde üst düzey yönetici olan bir öğrencim, belki de hepimizden on kat daha yoğun bir programa sahip ama sabahları kızına kahvaltı hazırlamadan önce kendine çigong için zaman yarattı ve hergün yapıyor. Yapmazsam vücudum yaptığım zamanki gibi dinç olmuyor diyor.

Diyeceğim o ki; bu bahsettiğim insanlar da İstanbul ve Ankara’nın en yoğun kişilerinden. Yani sürekli bahaneler yaratıp egzersizden kaçmakla, bu olmadı bir de şu kursa katılayım demekle ve o kursun ardından da kendini bambaşka bir kursta bularak, “ama ben kendimi geliştiriyorum” kandırmacasıyla vücudunuzu ve zihninizi sağlığa kavuşturamazsanız. Ancak başka türlü bir zihinsel bağımlılık geliştirip, başka bir kısır döngüye girmiş olursunuz.

Doğru seçilmiş bir egzersizin sağlığa, ardından da sanata dönüşmesini istiyor iseniz; daldan dala atlamak yerine belli bir hocanın, okulun rehperliğinde yaptığınız her ne ise onu tekrar, tekrar, tekrar yapmanız gerekir.

Saygı ve sevgiyle.

Esra

Shanghai Mektupları / Kasım 2007

231005_5935894250_6262_n231082_5847254250_1366_n231178_6420149250_4121_n1923525_7774619250_6948_nSevgili arkadaslarim,

Ben cok yoruldum, soyle hepinizin arasina kivrilmak, siz kendi aranizda bigi bigi konusurken uykuya dalmak istiyorum.Havalar da sogumaya basladi, bir yandan hafif bir melankoli bastirdi ama bir yandan da hayatimda onemli gelismeler oluyor.Melankoliye kapilmaya bile vaktim yok aslinda. Bu aksam biraz rahatladigim icin sooooyle etegimdeki taslari size dogru dokeyim bari.

Calismaya basladim ben. Bilenler biliyor bir suredir is ariyordum, buradaki bir suru 5 yildizli otel ve spalara cv’mi gonderdim, bakalim ne olacak diye, acaba bir yerden ararlar mi diye merak ederken bir suru yerden aradilar. Haftalarca is gorusmelerine gittim. Nedense herkes cok ilginc buldu, oyle cat kapi avrupali bir terapistin kapilarini calmasini. Sonunda calismaya karar verdigim yer Shanghai’in en guzel spa’larindan biri, hayli upperclass, bu sefer de Shanghai sosyetesiyle hasir nesir oluyorum. Uyelerimiz yari yariya Cinliler veya burada yasayan yabancilar.Ben tabi ki hicbirini tanimiyorum. Musteriler gittikten sonra kulagima egilip “Bu giden Gucci-Asia’nin

sahibiydi”, “az once Microsoft – Cin’in genel mudurunun terligine yag damlattin” diye beni bilgilendiriyorlar.Burasi en kucuk ayrintisina kadar ozenle bezenle hazirlanmis cok guzel bir spa.Her iceri girisimde sanki gercek hayati arkada birakip baska

bir masal alemine giriyorum gibi geliyor.Zaten ismimi de degistirdiler, yani gercekten kimlik degistirdigim bir filim ortamında yasiyor gibiyim .Cinlilerin boyle bir hastaligi var, herkesin ikinci bir ismi var.Ise basladigim gun, dunyanin en normal seyiymis gibi, bana da bir isim rozeti uzattilar, “senden onceki kizin rozeti artik sen de bunu kullan, yeni rozet yaptirmayalim simdi” dediler!!…Ben ne reaksiyon vereyim diye dusunurken onlar gitmisti bile beni yeni ismimle basbasa birakip…”VIVIAN”…Kisa bir sure Esra bu durumdan rahatsiz oldu ama sonra bunun hayatta basina gelen en komik seylerden biri olduguna karar verip, kendisini bulan bu isimle bir sure  takilip eglenmenin bir sakincasi olmadigina karar verdi.:) Bu spa’da calisan yaklasik 15 tane masaj terapisti var: Jane, Linda, betty, Rita, Suzan, Helen, Summer, Ella, Carry, Doris, İrene, Lucy, Selina, Coco, Kino..Gordugunuz gibi hepimiz holivud starlariyiz:) Vallahi oldum de cennete dustum zannediyorum bazen, ortalikta huriler dolasiyor surekli.Bir de bunlarin arka tarafta kocaman bir mutfagi ve mutfagin ortasinda kocaman bir masalari var, isleri yoksa orada oturup bir  seylerle ugrasiyorlar.Diyebilirsiniz ki seni ne yapacaklar bu kadar kizin arasinda? Beni tabi ki arka tarafta mutfaga koymaya kiyamadiklarindan, on buroda takiliyorum. Ayrica su anda egitim donemindeyim, pek calismiyorum sadece ogreniyorum.Bana bir yandan bir spa nin nasil yurudugunu, musteri iliskilerini ogretiyorlar.Vakit oldukca da arkada bir egitim odasi var orada egitim goren yeni terapistlerle yeni terapiler uzerinde calisiyoruz.Bittabi, 3 kiz benim uzerimde masaj calismalarini yaparken en guzel saatlerimi yasiyorum.  keyifle birseyler ogreniyorum,

cok mutluyum  🙂 Ama bir yandan da okulum devam ediyor. Surekli birseyler ogrenmekten beynim kisa devre yapmak uzere.Bazi gunler, gunum sabah 7’de hastaneye giderek basliyor, ogleden sonra okul, okuldan sonra is, isten cikis geceyarisi…

Araniza kivrilip uyumak istegimi simdi biraz anlamissinizdir umarim!!! Neyse benim yaptigim masaji da cok farkli bulup begendiler, yakinda onu yeni bir isimle piyasaya lanse edecekler, masaj yapmaya da baslayacagim.Cok farkli bir tecrube benim icin.Bir kere butun is arkadaslarim Cinli.On burodakiler evet ingilizce konusuyorlar ama terapist kizlarla genelde vucut diliyle anlasiyoruz. Ben mecburiyetten yarim yamalak Cince birseyler soylemeye calisinca, isyerinin eglencesi haline geliyorum. Okulum biter bitmez Cince ogrenmem allahin emri. Cince’de gramer diye birsey yok kelimeleri yanyana koyunca hersey halloluyor ama o kelimeleri dogru ses tonuyla soyleyemezsen  sacmasapan birsey soylemis oluyorsun. O ses tonlarini da dogru cikarmak oyle her babayigidin harci değil. Dilini damagini dudagini hic kullanmadigin sekillere sokman, heceleri tuhaf ses tonlariyla bitirmen gerekiyor ki ben hayli zorlaniyorum..

Bu yogunlukta pek ozel hayat diye birsey kalmadi tabi. Arada yemeklere cikiyoruz ama kluplerin yolunu unuttum artik.En son gittigim klupte dansederken dergiciler resmimi cekip meshur bir muzik magazinine basmislar, Shanghai nightlife’a imzami atip geri cekilmis oldum:)

Pascal Paris’e geri donuyor cok mutsuzum bu aralar. Sasha da Tuina kursundan sonra Sirbistan’a  donecek ama allahtan Nisan’da geri gelecek.Ben de bu arada kendimi ise guce adarim artik.Daha ogrenecek cok seyim var, cok calismam lazim coooook… Bundan sonra Shanghai’li Turk arkadaslarimla takilacagim, onlar en azindan hep burada.Ne varsa memlekette var gene:).Bu aralar biraz memleket hasreti basti vallahi. Bazen insanlari ozleyip geri donmeyi   cok istiyorum ama sonra burada kalmanin olumlu yanlari agir basiyor.Bakalim zaman neler gosterecek.

Sizden naber???… Opuyor, simsiki kucakliyorum

Esrusunuz